Yazılar

BOŞANMA DAVALARINDA MAL PAYLAŞIMI

Boşanma davalarında mal paylaşımı sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birtanesidir. Bu konuya özet hali ile değinmek istiyoruz.

Boşanma davalarında malların paylaşımı nasıl olur?

01.01.2002 tarihinden itibaren Türk Medeni Kanunu’muz eşler arasındaki yasal mal rejimini edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul etmiştir. Medeni kanun’un 218 ile 241. Maddeleri arasında düzenlenen hükümlere göre taraflar aralarında başkaca mal rejimlerinden birisini kabul etmemiş ise edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaklardır.

Sincan Boşanma Avukatı olarak Etimesgut, Sincan bölgelerinde avukat ihtiyaçlarınızda Ankara Boşanma Avukatı Tülin Babaoğlan ‘a danışabilir destek alabilirsiniz.
Boşanma Davalarında Mal Paylaşımı

Boşanma Davalarında Mal Paylaşımı

Edinilmiş Mal rejiminde edinilmiş mal ve kişisel mal olmak üzere iki tür mal vardır. Bu iki tür mal dışında eşler arasında paylı mülkiyette söz konusu olabilir. Ancak burada en önemli husus belirli bir malın sadece kendisine ait olduğunu iddia eden kimse onu ispat etmekle yükümlüdür.

Çalışmayan eş mallar üzerinde hak iddia edebilir mi?

Edinilmiş mallara katılma rejiminin en belirgin özelliklerinden bir tanesi malların paylaşımı esnasında tarafların çalışıp çalışmadığına bakılmamasıdır. Yani çalışmayan eş de mallar üzerinde hak sahibidir.

Mal Rejimi ne zaman sona erer?

Edinilmiş mallara katılma rejimi aşağıdaki hallerde sona erer:

  • Eşlerden birinin ölmesi halinde
  • Eşlerin benimsedikleri mal rejimini değiştirmeleri halinde
  • Mal ayrılığına geçilmesi halinde
  • Boşanma ve evliliğin iptali davalarının açılması halinde

 

Mal Rejiminin sona ermesinin sonuçları nelerdir?

Mal rejiminin sona ermesi ile birlikte eşler birbirlerinde bulunan mallarını geri alırlar.Eşler arasında paylı mülkiyet söz konusu ise Medeni Kanun hükümlerince bu durum çözümlenir. Karşılıklı borçlar düzenlenir. Eşlerin diğer eşin üzerine kayıtlı malların düzenlenmesine, iyileştirilmesine, korunmasına yönelik olarak yaptıkları katkıyı geri alırlar. Bununla beraber kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme yapılır. Ekleme ve denkleştirmeden sonra artık değere katılma alacaklarını alırlar. Bu şekilde mal rejiminin tasfiyesi sonucunda tarafların katılma alacakları hesaplanacaktır.

Görüldüğü üzere bu konular fazlaca uzmanlık gerektirmektedir. Bu hakların talep edilmesi için de mutlaka dava açılması gerekmektedir. Boşanma davası ile talep edilen mal rejimine ilişkin haklar dosyadan tefrik edilecek ve ayrı bir esasa kaydedilecektir.

Ankara Nafaka AvukatıEğer ki nafaka, Tazminat ile ilgili soru ve önerileriniz var ise online chat bölümünden Ankara Boşanma Avukatı Tülin Babaoğlan’a soru ve önerilerinizi danışabilirsiniz.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASINDA HAKİM NELER SORAR?

Çekişmeli boşanma davasında hakim neler sorar sorusu davalarını kendileri açan bu evreden boşanmak için bir avukattan yardım almayan kişilerin sıklıkla sorduğu sorulardan bir tanesidir.

Öncelikle taraflar çekişmeli boşanma davalarını açtıklarında dilekçelerini özenle hazırlamalıdırlar. Dilekçelerde bulunan bir eksiklik yahut hata davanın tüm evrelerini etkileyebilecektir. Bu nedenle dilekçelerde bir sıkıntısı olmayan yahut usulen reddi gerektirmeyen hallerde hakim davanın esasına girecektir. Ön inceleme evresinde yapılacak usulü işlemler tamamlandıktan sonra tahkikat evresinde hakim boşanmanın sebepleri ve tanıklar gibi hususlarda taraflardan beyan isteyecektir. Bu evrede başarılı bir boşanma avukatı ile çalışıyorsanız süreç sizin için çok dava avantajlı olacaktır. Zira boşanma avukatı dava esnasında karşılaşacağı muhtemel soruları bildiği için sizi ve davasını ona yönelik yönlendirebilecektir.

Çekişmeli Boşanma Davasında Hakim Neler Sorar

Çekişmeli Boşanma Davasında Hakim Neler Sorar

Çekişmeli boşanma davalarında hakim özellikle taraflar arasında yaşanan olaylara, psikolojilerinin nasıl etkilendiğine, çocuklar var ise çocuklara kimin baktığına ve nasıl bir yaşam sunulduğuna, şuan tarafların mali durumuna, nasıl geçindiklerine, tanıklarına, tanıkların beyanlarına ilişkin sorular sorabilecektir. Her davanın içeriği kendi içerisinde değerlendirildiğinde sorulacak sorularda davanıza göre farklılık arz edebilecektir.

Anlaşmalı boşanma davalarında hakim neler sorar?

Anlaşmalı boşanma davaları çekişmeli boşanma davaları gibi değildir. Hakim bu davalarda boşanmanın konularına, evliliğin problemlerine ilişkin sorular sormayacaktır. Eğer anlaşmalı boşanmanın olması için gereken şartlar taşınıyorsa davanın içeriğinde daha çok protokole yönelik sorular sorulacaktır. Anlaşmalı boşanma davalarının şartları için ilgili yazımızı okuyabilirsiniz.

Bu davalarda protokol düzenlenip mahkemeye sunulduğu için hakim protokolü tekrar edecek ve taraflara imzaların kendilerine ait olup olmadığını ve de protokolü kabul edip etmediklerini soracaktır. Protokol de hukuka aykırı düzenlemeler var ise bunları düzeltmek adına da gerekli soruları yöneltebilecektir. Ayrıca anlaşmalı boşanma davalarında hakim müşterek çocuk var ise onun geleceğine yönelik düzenlemeleri de araştıracak ve bu konuda taraflardan bilgi alabilecektir. Zira her ne kadar taraflar protokol hükümlerinde anlaşmış iseler de hakim duruşma esnasında hakkaniyete uygun bir paylaşım yapılıp yapılmadığını ve tarafların kaybettikleri haklardan haberdar olup olmadığını öğrenmeye çalışacaktır. Bazen de şartlar taşınıyorsa hakim sadece taraflara protokolü kabul edip etmedikleri sorduktan sonra duruşmayı biterebilecek ve boşanmaya karar verebilecektir. Bu durum da yine davanız da protokolünüzün ne kadar doğru hazırlandığına bağlıdır. Protokollerde tarafların sıklıkla hak kaybına ugradıklarına şahit olduğumuzdan protokolünüzün düzenlenme evresinde boşanma avukatından yardım almanızı tavsiye ederiz.

DAVA DİLEKÇESİ NASIL YAZILIR?

Dava dilekçesinin hazırlanması oldukça dikkatle yapılması gereken bir iştir. Her mahkemeye ve her davaya sunulacak dilekçeler birbirinden farklıdır. Bu anlamda genel bir dilekçe örneği bulmak davanız açısından çok da doğru olmayacaktır. Zira her olan kendi içerisinde ayrıca değerlendirilmeli ve ona yönelik olarak dilekçe hazırlanmalıdır. Bu sebeplerle hangi alanda olursa olsun mutlaka alanında uzman avukatlar tarafından dava dilekçelerinin hazırlanması anında yardım alınmasını tavsiye etmekteyiz.

Dava Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Dava Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Dava dilekçesi nasıl yazılır? Boşanma dava dilekçesi nasıl yazılır?

Dava dilekçelerinizi hazırlarken öncelikle neleri talep edeceğinize göre yetkili ve görevli mahkemeyi iyi belirlemek gerekmektedir. Bu anlamda yapılacak bir yanlış taraflara aylar kaybettirebilecektir. Bu sebeplerle de dava dilekçesi yazılırken ilk karar verilmesi gereken husus budur. Sonrasında hazırlanan dilekçe ceza davaları için mi yoksa hukuk ve idari davalar ile mi ilgili ise ona göre konu araştırılması yapılmalıdır.

Öncelikle şekli şartların sağlanması gerekmektedir. Sonrasında ise olayın açıklanma kısmında çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Hakkınızı korumak için yahut almak için dava açarken hak kaybına uğramamak adına açıklamalarınızı ve taleplerinizi doğru şekilde sunmanız sizler için oldukça faydalı olacaktır. Dava dilekçeniz hazırlanırken olaylar belirli bir kronoloji ile anlatılmalıdır. Sizin hayatınızı hiç bilmeyen hakime konunun direk anlatılması doğru olmayabilir. Bu sebeple fazla ayrıntıya girmeden genel hatları ile tüm olayın detaylıca anlatılmasında fayda vardır.

Dava dilekçesinde bulunması gerekenler nelerdir?

 

  1. Mahkemenin adı
  2. Ad, soyad, TC kimlik no
  3. Karşı tarafın ad soyad ve tc kimlik no
  4. Davanın konusu
  5. Davayı açma nedeniniz
  6. Talebiniz
  7. Yasa dayanaklarınız
  8. Delilleriniz
  9. Varsa konu ile ilgili emsal kararlar
  10. Ve diğer hususların tamamı

 

Dava dilekçesi hazırlanırken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Dava dilekçesi hazırlanırken öncelikle yukarıda bulunan şartların varlığı önemlidir. Sonrasında ise dikkat edilecek pek çok husus davanın konusuna ve mahiyetine göre değişmektedir.

Karşı dava dilekçesi nasıl hazırlanır?

Karşı dava, size karşı açılmış olan boşanma davasında cevap süresi içerisinde sunacağız cevap dilekçesi ile yahut ayrıca başka bir mahkemede açacağınız dava ile açılabilir. Karşı dava dilekçesinde hangi davaya karşılık olarak dava açtığınızın açıkça belirtilmesi ve birleştirme talebinizin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Dava dilekçesi örneklerine nasıl ulaşabilirim?

Öncelikle internet ortamında yaptığınız aramalarla bulduğunuz dava dilekçeleri genel hatlarıyla sunulmaktadır. Olayınız ile ilgili bulduğunuz hazır kalıplar sizler için uygun olmayabilir. Bu sebeplerle dava dilekçeniz hazırlanırken hak kaybına uğramamanız adına mutlaka alanında uzman avukatlardan yardım almanızı tavsiye ederiz.

 BOŞANMA DAVALARINDA DURUŞMALAR

Boşanma davalarında duruşmalar nasıl geçer? Nasıl olmalıdır?

Bu sorular müvekkillerimiz tarafından sıklıkla sorulmaktadır. Boşanma davalarında genel kural duruşmaların açık olmasıdır. Bu husustan anlaşılması gereken ilgili kanun maddelerinde düzenlenmiştir.

Bu makalemizde daha çok duruşma esnasında yapılması ve dikkat edilmesi gereken hukuki hususlardan bahsetmek istiyoruz.

Boşanma Davalarında Duruşmalar

Boşanma Davalarında Duruşmalar

2709 sayılı T.C. ANAYASASI

Madde 141- Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.

  •  Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.
  • Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
  • Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.

6100 sayılı HMK’nin aşağıya alınan 27.maddesi hükmünce mahkeme kararı gerekçeli değilse ‘’Hukuki dinlenilme hakkı’’ ihlal edilmiş sayılır

Peki Hukuki dinlenilme hakkı nedir?

Hukuki dinlenilme hakkı kanunda şu şekilde düzenlenmiştir.

Madde 27-(1)  Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.

(2) Bu hak;

  1. a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
  2. b) Açıklama ve ispat hakkını,
  3. c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.

Bu konu ile ilgili örnek bir Yargıtay Kararını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Özü: Boşanma veya evliliğin iptaline ilişkin kararlarda;tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,adı,soyadı,doğum yeri ve tarihi,baba ve ana adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri ile evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgilerine yer verilmesi zorunludur(5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27.HMK m.297/1-b).

‘’…Boşanma veya evliliğin iptaline ilişkin kararlarda;tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,adı,soyadı,doğum yeri ve tarihi, baba ve ana adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri ile evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgilerine yer verilmesi zorunludur (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27.HMK m.297/1-b). Mahkemece;hükümde tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve fakat taraflara ait açık kimlik bilgisine yer verilmemiş, doğum tarihi ve yeri, baba ve ana adları, kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri yazılmamıştır.

Bu husular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Ne var ki,bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 13.03.2017 tarih 2015/23628 esas,2017/2694 karar sayılı kısmen onama ve kısmen bozma ilamının kaldırılmasına,hükmün yukarıda açıklanan sebeple bozulmasına ,bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir…’’(2.  HD,07.12.2017,2017/3988-2017/14133)

Anılan Yargıtay kararlarından da görüleceği üzere boşanma davalarındaki duruşmalar esnasında dikkat edilmesi gereken çokca teknik husus vardır. Bu konularda mutlaka avukatlardan boşanma hususunda yardım almanızı tavsiye ederiz. Yine bu konuda bir Yargıtay kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

Özü: Anayasanın 141/3. Maddesi ‘’bütün mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olarak yazılır’’ buyurucu hükmünü içermektedir.

‘’1-Anayasanın 141/3.maddesi ‘’bütün mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olarak yazılır’’ buyurucu hükmünü içermektedir. Hukuk Mahkemeleri Kanununun 297. Maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup,bu maddenin 3.bendine göre, mahkeme kararlarında iki tarafın sav ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller,delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri,sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Yerel mahkemenin hangi delillere sonuca ulaştığını değil,dayanılan delillerde yer alan hangi vakıanın kabul edildiğini Yargıtay denetimine elverişli şekilde gerekçeli olarak açıklaması zorunludur. Mahkemece; ‘’evliliklerinin başlarında anlaşan tarafların zamanla aralarında geçimsizlikler başladığı,bu geçimsizliğin meydana gelmesinde tarafların eşit olarak kusurlu oldukları görülmüş,bu aşamada taraftar arasında artık evlilik birliğinin gerekli kıldığı karşılıklı sevgi,saygı ve hoşgörünün kalmadığı,yaşananlar sebebiyle ,taraflar açısından evlilik birliğinin ortak hayatı kendilerinden sürdürmeleri beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığını anlaşılmış, bu nedenlerle dava ve karşı davanın kabulü ile tarafların TMK’nun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına ‘’şeklinde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulmuştur. Denetime olanak verecek şekilde deliller tartışılarak ret ve üstün tutma sebepleri gösterilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte de bulunulmamıştır. Hükmün hangi delillere dayanılarak verildiğini, hangi olayların sabit olduğu ve tarafların kusur durumu ilişkin vakıalar kararda belirtilmemiştir.Açıklanan nedenlerle tarafların karşılıklı boşanma davalarına ilişkin gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olduğundan bozmayı gerektirmiştir.

2-Davacı-karşı davalı kadın dava dilekçesinde ayrı ayrı saydığı ziynet eşyalarının düğünde kendisine takıldığını, bu ziynetlerin 2009 yılında kayın validesi adına kayıtlı olan oturdukları evin alımı sırasında bozdurularak harcandığım ve geri ödenmediğini iddia ederek ziynetlerinin aynen olmadığı taktirde bedelin iadesini talep etmiştir. Mahkemece dava konusu altınların miktarı, niteliği ve neden erkekte kaldığı hususunun tam olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle ziynet alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden düğüne ait cd ve fotoğraflardan ve yine tanık beyanlarından kadının talep ettiği ziynetlerin varlığı ve niteliği sabit olup,yine dinlenen tanık beyanlarına göre kayın valide üzerine kayıtlı olup tarafların oturdukları evin alımı sırasında 2009 yılında bozdurularak harcandığı da ispatlanmıştır. Öyleyse kadının ziynet alacağı davasının kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile ziynetlere ilişkin talebin redid doğru olmayıp,bozmayı gerektirmiştir…’’(2. HD,  02.11.2017, 2017/4655-2017/12133).

 

 

BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR DURUMU

Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesinde şu hükümlere yer verilmiştir;

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”

Boşanma Davalarında Kusur Durumu

Boşanma Davalarında Kusur Durumu

Bu madde hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği şekilde yorumlamamak gerekir. Hukukumuzun temel ilkesi kimsenin kendi hatalarına dayanarak hak elde edemeyeceği üzerine kurulu iken ağır kusurlu olan bir eşin de dava açarak kazanmasını beklemek bu ilkeye ters düşecektir. Başka bir yandan ise evlilik kurumu kurulduktan sonra karşı tarafın hiçbir hatası olmamasına ve hatta bazen istememesine rağmen kişiye boşanma davası açma hakkı verecektir ki bu sistemimizde kabul edilmemektedir. Bu sebeple mutlaka kanunun özünün iyi anlaşılması gerekecektir. Bu anlamda boşanma davalarını açmadan önce mutlaka kendinize göre belirleyeceğiniz en iyi boşanma avukatınızı seçmeli ve boşanma davanızı geleceğinizi bu en iyi boşanma avukatına emanet etmelisiniz. Bu anlamda tarafların avukatları ile kolay iletişime geçmeleri açısından da hangi ilde iseniz örneğin Ankara da iseniz Ankara boşanma avukatı ile Sincan ve Etimesgut’ta iseniz Sincan boşanma avukatı, Etimesgut boşanma avukatı ile çalışmanızı tavsiye ederiz.

Boşanma Davalarında Kusur Durumu Türk Medeni Kanununun 166. Maddesi 

Tüm bu söylenenlerden Türk Medeni Kanununun 166. Maddesinden çıkarılması gereken şudur, Boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu olan tarafın dahi dava hakkı vardır, vardır ancak boşanmaya karar verilebilmesi için mutlaka karşı tarafın da az da olsa kusurunun olması gerekir.  Az kusurlu eşin boşanma karşı çıkması halinde az kusurlu eşin bu itirazının kötü niyetli olması ve evliliğin menfaati açısından da bunun gerekli olması halinde boşanmaya karar verilebilir.

Boşanma Davalarında Kusur Durumu Sonuç

Yaşanan mevcut olaylara göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenemeyecek şekilde temelinden sarsıldığı kuşkusuz ise ve karşı tarafa isnat edilebilen en ufak bir kusur dahi yoksa davanın reddi gerekecektir. Red halinde aynı sebeple üç yıl içerisinde yeniden dava açılamayacağından mutlaka boşanma davalarınızı başlangıcında Ankara da iseniz Boşanma Avukatlarını takip etmenizi tavsiye ederiz.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVALARINA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI – 2

Eski adıyla şiddetli geçimsizlik olarak bilinen evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebiyle boşanma davalarına günümüzde sıkça rastlanmaktadır. Bu davalar genel sebeple açılmış olduklarından çokça konuyu kapsamakta, kusur kavramının ele alınması çok daha fazla teknik bilgiyi gerektirmektedir. Bu sebeple her makalemizde sizler için birer tane Yargıtay kararını Ankara boşanma avukatlarından birisi olarak paylaşmak istiyorum.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları 2

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları 2

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2707 E. 2018/1998 K. sayılı kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

“Taraflar arasındaki “boşanma ve ziynet alacağı” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 9. Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, ziynet alacağı davasının kısmen kabulüne dair verilen 06.02.2014 tarihli ve 2012/875 E., 2014/63 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.07.2015 tarihli ve 2014/26696 E., 2015/14733 K. sayılı kararı ile:

…Davalı taraf 31.1.2013 havale tarihli dilekçe ile beş kişiden oluşan tanık listesi vermiş, gider avansını yatırmıştır. 20.6.2013 tarihli celsede mahkemece sorulması üzerine öncelikle tanıklarından … ve Ayten Ekmekçioğlu’nun dinlenmesini talep etmiştir. Mahkemece sadece davalının öncelikle dinlenmesini isteği tanıklara tebligat yapılmış ve onlar dinlenmiştir. Davalı taraf, duruşmalara gelip davayı takip ettiğine ve gösterdikleri tanıkların dinlenmesinden açıkça feragat etmediğine göre davalının diğer tanıkları dinlenmeden eksik tahkikat ve inceleme sonucunda hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma ve ziynet alacağı istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin defalarca hakarete, tehdide ve fiziksel şiddete maruz kaldığını, davalının annesinin evliliğe sürekli müdahale ettiğini, son olarak evden kovulduğunu, düğünde takılan altınların da davalının ailesi tarafından alınıp geri verilmediğini belirterek boşanma kararı ile birlikte müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verilmesini, müvekkili yararına nafaka, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini, ayrıca ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, daha önce açılan boşanma davasında tarafların barışarak yeniden biraraya geldiğini, bu davadan önceki olayların affedildiğini, 17.11.2012 tarihinde davacı ve abilerinin müvekkilini darp ettiğini, davacının internet müptelası olduğunu, başka erkeklerle görüldüğünü, evi terk ettiğini, terk ihtarına rağmen dönmediğini, davacının kendisine takılan altınları aldığını, geri kalan altınların ise düğün borçları ile evin zaruri ihtiyaçlarına karşılandığını belirterek boşanma kararı verilmesini, velayetin müvekkiline tevdiini, müvekkili yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece, olayların akışı karşısında, boşanmaya neden olan olaylarda davalının ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların TMK’nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, küçüğün velayet hakkının anneye verilmesine, davacının yoksulluk nafakası talebinin reddine, müşterek çocuk için tedbir ve iştirak nafakasına, davacı yararına 10.000,00TL maddi, 10.000,00TL manevi tazminata, ziynetlere ilişkin talebin de kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin boşanma ve ziynet davası yönünden temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında gösterilen gerekçe ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece, HMK 241. maddesi içeriğinde tarafların tüm tanıklarının dinlenilmesi gerektiği ya da taraflarca tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmedikçe dinlenmelerinin mutlak zorunluluk olduğunun vurgulanmadığı, mahkemece diğer davalı tanıklarının dinlenmesinden ara karar ile vazgeçilmemiş ise de, nihai karar oluşturulmakla dosya kapsamı itibariyle dinlenen taraf tanıklarının anlatımlarının yeterli görüldüğünün ve diğer tanıkların dinlenmesinde yarar görülmediğinin kabul edilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

ilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1).

Vakıa ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarih ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK).
Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hakim olan ve HMK’nın 25. maddesinde düzenlenen “taraflarca getirilme ilkesi” uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

Nitekim bu ilkeye uygun olarak 6100 sayılı HMK’nın “dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119. maddesinin 1/e bendinde “Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri” nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi “cevap dilekçesinin içeriği” başlıklı 129. maddisinin 1/d bendinde de “davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri”nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüleceği üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları bizzat sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır.

Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK’da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin 1. fıkrasında “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 119/2).
Bu aşamada, boşanma davalarında ispat açısından yoğun olarak başvurulan bir delil olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir.

Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez.
Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların ad soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir (HMK m. 240/2). Bu hüküm yukarıda belirtilen ve HMK’nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir.
Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. İsteyen taraf, istediği sayıda tanığın dinlenmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenmesinin gereksiz olduğu veya davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu hususa işaret eden ve yine 6100 sayılı HMK’nın getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde “(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir.

Anılan maddenin gerekçesinde aynen şöyle denilmektedir: “Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi” başlığını taşıyan bu madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. Bir önceki maddenin ikinci fıkrasıyla tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa yüklenmiş olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir”.
Bu ilkeler ışığında; bir davada tanıklar HMK’nın 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenmek zorundadır.

Somut olayda; davalı erkek vekili süresi içinde cevap dilekçesi ibraz etmiş ve gösterdiği deliller arasında beş tane tanık ismi (…, Mehmet Açık, Osman Mert, Mehmet Özlük, Ayten Ekmekçioğlu) bildirmiştir. Davalı tarafından adı geçen tanıkların dinlenecekleri vakıa hakkında bir sınırlama yapılmamıştır. Mahkemece 20.06.2013 tarihli duruşmada davacının iki tanığı dinlendikten sonra davalının “öncelikle dinlenmesini istediğimiz tanıklarımız … ve Ayten Ekmekçioğlu’dur” beyanı üzerine bu kişilere tebligat yapılması yönünde ara karar oluşturulduğu, davalının gerekli masrafları yatırdığı ve belirtilen tanıklara tebligat yapıldığı, 05.11.2013 tarihli duruşmada ise davalı tanığı …’ün ve kendisine tebligat yapılmayan ancak tanık listesinde yer alan Mehmet Açık’ın dinlendiği ve bu tanık beyanları doğrultusunda nihai kararın verildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda da belirtildiği üzere gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenilen husus hakkında yeter derecede bilgi edinildiği takdirde, geri kalanların dinlenmemesine karar verilebilir. Oysa davalının dinlenmeyen tanıklarının tanıklık yapacakları vakıaların sınırlandırılmadığı göz önüne alındığında ispat edilmek istenen hususların dinlenen diğer tanıklar ile yeter derecede aydınlanmış olduğundan bahsedilemez. 26.06.2013 tarihli duruşmada davacının iki tanığı dinlendikten sonra davalının öncelikle dinlenmesini istediği tanıklardan Ayten Ekmekçioğlu’na davetiye çıkarılmasına rağmen dinlenmediği gibi beyanının alınmasından vazgeçildiği de belirtilmemiş, dinlenen tanıkların beyanları doğrultusunda karar verilmemiştir.

O hâlde; HMK’da düzenlenen usul kuralları gözetilerek ve hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) bir gereği olarak davalının dinlenmesinden açıkça vazgeçmediği tanıklarının dinlenilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine, aynı Kanun’nun 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.12.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

 

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVALARINA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Eski adıyla şiddetli geçimsizlik olarak bilinen evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebiyle boşanma davalarına günümüzde sıkça rastlanmaktadır. Bu davalar genel sebeple açılmış olduklarından çokça konuyu kapsamakta, kusur kavramının ele alınması çok daha fazla teknik bilgiyi gerektirmektedir. Bu sebeple her makalemizde sizler için birer tane Yargıtay kararını Ankara boşanma avukatlarından birisi olarak paylaşmak istiyorum.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2018/6571 E. 2018/15620 K. sayılı kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

“Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü

Anayasanın 141/3. maddesi “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” buyurucu hükmünü içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 197. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Kararda tarafların dilekçeleri, tanık beyanları, deliller ile Dairemizin 2015/14684 Esas 2016/5402 Karar 21/03/2016 tarihli ilamı yazılmış ve “4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Evlilik Birliğinin Sarsılması” başlıklı 166/1-2. maddesinde; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelindensarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…” şeklindeki maddesi gereğince boşanma kararı verilebilmesi için az da olsa davalıdan kaynaklanan nedenlerle evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olduğunun davacı tarafça kanıtlanmasının zorunlu olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde belirtildiği, her iki tarafın davasını ispatlar delilleri dosyaya sunması gerektiği anlaşıldığından davacı-karşı davalı tarafın boşanma isteği yönündeki beyanları ve bozma ilamından önce yapılan yargılamada dinlenen tanıkların beyanlarının yargılamada değerlendirilmesi yönündeki talepleri ile bozmadan sonra davalı-karşı davacının dosya içerisine sunmuş olduğu deliller ve dinlettiği tanık değerlendirilmiş, ilk boşanma kararından itibaren tarafların tekrardan bir araya gelmedikleri, aile yaşantısı içerisine girmedikleri anlaşılmıştır. Davacı-karşı davalı tarafın dava dilekçesinde isnad ettiği iddiaları davalı-karşı davacının da huzurda bulunduğu esnada dinletmiş olduğu tanık ifadelerinde ispat ettiği açıktır. Davalı-karşı davacının bozmadan sonra dinletmiş olduğu tanık ise davalı-karşı davacının evliliğin bu noktaya gelmesinde kusursuz olduğunu ispata elverişli beyan verememiştir. Zira tarafların ev içlerini bilen bizzat geçimsizliklere şahit olan bir tanık değildir. Tüm bu bilgi ve belgeler neticesinde; taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte geçimsizliğin bulunduğu, evliliğin devamında taraflar ve ortak çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı, boşanma koşullarının gerçekleştiği anlaşılmakla, boşanmaya sebep olan tarafın davalı-karşı davacı olduğunun tespiti ile tarafların boşanmalarına,” şeklinde soyut ve yetersiz gerekçe ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararda denetime olanak verecek şekilde deliller tartışılarak ret ve üstün tutma sebepleri gösterilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte bulunulmadığı gibi, hangi olayların sabit olduğu yani davacı tarafın hangi iddialarının ispatlanmış olduğu ve tarafların kusur durumları ve oranları kararda belirtilmemiştir. Açıklanan sebeplerle gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25.12.2018(Salı)

Açılacak bir boşanma davasıyla ilgili hak kaybına uğramamak, davayı kaybetmemek adına alanında uzman ve size göre tercih edeceğiniz en iyi boşanma avukatlarıyla çalışmak oldukça önemlidir. Örneğin Ankara da iseniz Ankara boşanma avukatları ile görüşmek iletişim kolaylığı anlamında da oldukça iyi olacaktır. Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları ‘ndan birini yukarıda sizlerle paylaşmış olduk.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİ İLE BOŞANMA

Zina, hayata kast, pek kötü muamele, onur kırıcı davranış, akıl hastalığı, küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme gibi özel sebeplere dayanarak açılamayan çekişmeli boşanma davası, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanarak açılabilir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile açılan çekişmeli boşanma davası oldukça ayrıntılı hususları olan ve Yargıtay kararlarının yakından takibi ile açılabilecek bir davadır. Bu sebeplerle de mutlaka alanında uzman ve özellikle iletişiminizin ve erişiminizin kolay olacağı size göre en iyi boşanma avukatı ile çalışmanızda fayda vardır. Ankara boşanma avukatlarından ve Sincan boşanma avukatlarından birisi olarak sizlere bu konuda faydalı bilgileri bu yazımızda sunacağız.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davaları

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davaları

Eski Medeni Kanunumuzda şiddetli geçimsizlik olarak bilinen genel sebebimiz yeni medeni kanunumuzda evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak düzenlenmiştir. Birçok danışamızda karşılaştığımız sorulardan birisi “evlilik birliğinin temelinden sarılması şartlarının neler olduğudur. Bu zamana kadar oluşmuş içtihatlar ve kanunun açık hükümleri gereğince bu şartların sınırlı sayıda olmadığı söylenebilir. Ancak eşine yalan söylemek, eşinin ailesinin sürekli evliliklerine karışması, kaynana ile yaşamak, eşin cimri olması, eşin kumar oynaması, eşin alkol kullanması, sürekli kavga etmek, ailesinin eşine kötü davranmasını engellememek, kadının çalışmasına izin vermemek, eş üzerinde baskı kurmak, kıskanmak, eşin arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, ailesine hakaret etmek, eşine sevmediğini söylemek, basşka birisini sevdiğini söylemek gibi durumlar evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında önemli rol oynamaktadır.  Bu durumlarla karşılaşan kişiler çekişmeli boşanma davası açarak kendilerini iyi bir şekilde mahkemede ifade etmeleri, usuli tüm işlemleri süreleri kaçmadan yapabilmeleri sonrasında davayı kazanabileceklerdir. (Anılan usuli işlemlerle ilgili Ankara boşanma avukatlarından birisi olarak diğer yazılarımızı okuyabilirsiniz.)

Çekişmeli Boşanma Davalarının en önemli hususu tanıklardır. Zira boşanmanın gerçekleşmesi için sadece bu durumların varlığı yeterli olmayıp bir de bu durumların evliliği diğer eş için çekilmez hale getirdiği kabul edilmelidir.

Çekişmeli boşanma davaları usuli ayrıntıları çok olan ve uzmanlık gerektiren davalar olup mutlaka bir boşanma avukatıyla çalışılması gerekmektedir. Yargıtay kararları ile oluşturulan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı çekişmeli boşanma dilekçesi ile istenilen sonuca ulaşmak için detaylı ve titiz bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Çekişmeli Boşanma hususunda bir diğer husus kusur durumudur. Kimse kendi kusurundan kaynaklı olaylara dayanarak boşanma davası açamaz. Yargıtayın 2.Hukuk Dairesinin 2016/1826 E. 2016/2489 K. 15/2/2016 tarihli kararında bu konuya ilişkin şu hükümlere yer verilmiştir; “Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Mahkemece; “davacının uzun süre yurt dışında yaşadığı ve maddi ve manevi yükümlülüklerini yerine getirmediği, evlilik birliği içindeki sadakat güven ve paylaşım ortamının davacının kusurlu davranışları yüzünden ortadan kalktığı” gerekçesiyle boşanmaya neden olan olaylarda davacı erkek tam kusurlu kabul edilmiş ancak evlilik birliğinin devamında eş ve çocuklar için yarar kalmadığından tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine göre boşanmaya karar vermek için davalının az da olsa kusurlu bulunması zorunludur. Oysa toplanan delillerden davalı kadının kusuru kanıtlanamamıştır. Davacı tam kusurludur. Bir kimse sırf kendi kusuruna dayanarak boşanma hükmü elde edemez.”

Anılan Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere işbu sebep mutlaka uzmanlık gerektirmekte, hukuken ince ayrıntıları olan bir konudur. Bu sebeple mutlaka alanında uzman avukat ‘laradan birisiyle işlemleri başlatmanızı tavsiye ederim.