BOŞANMA DAVASI İLE İLGİLİ HALK ARASINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Boşanma davasını kadın açarsa ne olacağı ile ilgili doğru bilinen birçok yanlış mevcuttur. Bu konulara detaylıca değinmek istiyoruz.

Boşanma davasını kadın açarsa ne olur?

Boşanma davasını kadın açarsa ne olur erkek açarsa ne olur sorusu ile sıklıkla karşılaşmaktayız. Boşanma davasını öncelikle kimin açtığının önemi yoktur. Sadece davanın sizin bulunduğunuz yerde görünmesini istiyorsanız özellikle farklı illerde yaşayan taraflar mevcutsa bu durumda davayı ilk sizin açmanız sadece sizin bulunduğunuz yerde davanızın görülmesine sebebiyet verir. Onun dışında başkaca avantaj ve dezavantajı vardır diyemeyiz. Zira boşanma davalarında siz davanızı açsanız dahi karşı taraf da size karşı dava açabilme hakkına sahiptir. Bu durumda yasal olarak davayı kimin açtığının bir önemi yoktur.

Boşanma Davası İle İlgili Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar

Boşanma Davası İle İlgili Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar

Boşanma davasını kadın açarsa nafaka alabilir mi?

Boşanma davasını kadın açarsa nafaka alamaz şeklinde halk arasında çok yaygın olan yanlış düşünce hakimdir. Bu düşüncenin yasal bir zemini asla yoktur. Nafaka alabilmek için davayı kimin açtığının önemi yoktur. Boşanma avukatları ile çalıştığınız da da sizi bu konuda bilgilendireceklerdir. Boşanma davasını kadının açması nafaka alabilmesi ile ilgili değildir. Nafaka ile ilgili yazılarımız da da belirttiğimiz üzere nafaka bağlamak hakimin takdirindedir. Şartlar oluşmuş ise davayı kimin açtığının bir önemi olmadan nafaka bağlanacaktır.

 

Boşanma Davası İle İlgili Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar

Boşanma Davası İle İlgili Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar

Boşanma davasında kız çocuk anneye erkek çocuk babaya mı verilir?

Kız çocuk anneye erkek çocuk babaya verilir düşüncesi de yine çokça bilinen yanlış düşüncelerden bir tanesidir. Hatta bu düşünce de öyle yaygınlaşmıştır ki halk arasında taraflar bile birbirlerini bu şekilde tehdit etmektedir. Örneğin boşanmak istemeyen erkek boşanırsan çocuğumuzu bana verirler çünkü erkek çocuk erkekte kalır demektedir. Çoğu kişi sırf bu durumdan dolayı korkarak dava dahi açamamaktadır. Bu oldukça yanlış bir düşüncedir. Çocukların cinsiyeti ile alakalı olmaksızın kimde kalacağı yapılacak sosyal kültürel ekonomik durum araştırmaları ve de hakimin takdirindedir. Yeni doğmuş yaşı çok küçük çocuklar genelde kız ya da erkek olmasına bakılmaksızın anneye verilirken 12 yaşını doldurmuş çocuklara kiminle kalmak istedikleri sorulmaktadır.

Ankara Boşanma AvukatıTülin Babaoğlan Açıklıyor;

 

Karşı taraf boşanmak istemezse dava uzar mı?

Karşı taraf boşanmak istemezse dava uzar düşüncesi de sıklıkla bilinen yanlış düşüncelerdendir. Karşı tarafın boşanmak isteyip istememesinin davanın sürecine hiçbir etkisi yoktur. İstese de istemese de süreç aynı işleyecektir.

Her iki tarafta boşanmak istiyorsa hakim boşar mı?

Her iki taraf da boşanmak istiyorsa hakim boşar mı sorusu detaylıca incelenmelidir. Bu durumda iki tarafta boşanmak istemekte ancak boşanmanın ferileri olan nafaka, velayet ve tazminat gibi hususlarda analaşamadıklarından dava çekişmeli olarak görülmektedir. Çekişmeli boşanma davalarında sadece tarafların boşanmak istemeleri hakimin boşanmaya karar vermesi için asla yeterli değildir. İki tarafta boşanma taleplerinin haklı olduğunu ispat edemezse hakim yine de boşanmaya karar vermeyecektir.

Ankara Nafaka AvukatıTülin Babaoğlan’a danışarak nafaka hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

3 yıl ayrı kalınca otomatik boşanılıyor mu?

“3 yıl ayrı kalınca otomatik olarak boşanılıyor” düşüncesi de yine sıklıkla bilinen yanlış bilgilerdendir. Kaç yıl ayrı kalınırsa kalınsın otomatik olarak boşanma durumu söz konusu olamaz. 20 yıl da ayrı kalınsa yine bir dava açılmalı ve çekişmeli boşanma süreci geçirilmelidir.

 

 

 

HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

Türk Ceza Kanunu’nun 132. Maddesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu 3 halde düzenlenmiştir. Bunlar; başkasının haberleşmesini öğrenme, haberleşme içeriğini açıklama, haberleşmenin içeriğini karşı tarafın rızası olmadan açıklama halidir.

Türk Ceza Kanunu 132. Maddesine göre;

“ Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat arttırılır.

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.”

Görüldüğü üzere suçun cezası oldukça ağırdır ve hapis cezasıdır. Suçun cezasının ağırlığı da düşünüldüğünde bu tarz dosyalarda tarafınızca belirleyeceğiniz en iyi ceza avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz. Ulaşımınızın kolaylığı ve olası bir tutuklanma durumunda hemen erişebilmeniz adına Ankara’da iseniz Ankara ceza avukatları, Ankara avukatları yahut Sincan avukatı arıyor iseniz Sincan ceza avukatlarından, Etimesgut avukatı arıyorsanız Etimesgut ceza avukatlarından birisi ile çalışmanızı öneririz.

Haberleşme kişilerin özel bir kişiyle paylaştığı alış veriş işlemidir. Başka kişilerin bu haberleşmenin içeriğine bir şekilde vakıf olmaları kişileri rahatsız edeceğinden bu suç ve cezası kanunda öngörülmüştür.

Haberleşmenin Gizliğini İhlal Suçu

Haberleşmenin Gizliğini İhlal Suçu

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarında maddi unsur nedir?

Bu suçun maddi unsuru haberleşmenin dinlenmesi, okunması veya izlenmesidir. Haberleşmenin gizliliği her türlü araç ile ihlal edilebilir. Bu bir ses kaydı alan cihaz olabileceği gibi, kamera vs. de olabilir.

Bu suç sadece haberleşmenin tarafı olmayan kişiler tarafından işlenebilir.

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarında hukuka uygunluk sebepleri nelerdir?

Birinci hukuka uygunluk sebebi dinlemenin yahut ihlal yapılan soruşturma sebebiyle olması ve bir suçun ortaya çıkmasına yönelik olarak yapılmasıdır. Yeter ki bu dinlemem anayasa ve kanunlarımıza uygun usullerde yapılmış olsun. Bu durumda hukuka uygunluk hali olduğundan eylem suç teşkil etmeyecektir.

İkinci hukuka uygunluk nedeni dinlenen kişinin rızasıdır.

Bu suçun işlenmesinde ceza alınması için fail tarafından bu kaydın bilerek ve istenerek yapılmasıdır. İstemeden yapılan dinlemeler suç teşkil etmeyecektir.

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun cezası nedir?

Bu suçun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır. Haberleşme içeriklerinin kayda alınması halinde failin cezası bir kat arttırılacaktır. Görüldüğü üzere ağırlatıcı sebeplerin cezaları çok daha ağırdır. Bu suçlarda mutlaka alanında uzman ve kendinize göre belirleyeceğiniz en iyi ceza avukatları, Ankara da iseniz Ankaranın en iyi ceza avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz. Zira cezanın ağırlığı itibari ile seçimlik cezalara da çevrilmeme olasılığının oluşu geri dönüşü imkansız zararlara yol açabilecektir.

Diğer suçlar ve cezaları ile ilgili Ankara ceza avukatlarından, Etimesgut ceza avukatlarından, Sincan ceza avukatlarından birisi olan Av. Tülin Yılmaz’ın diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.

 

BOŞANMA DAVALARINDA YARGILAMA USULÜ

Boşanma davasında tatbik edilecek özel yargılama usulü Türk Medeni kanunumuzun 184. maddesinde açıklanmıştır. Evlenmenin geçersizlik davalarında da 160. Maddenin yollaması nedeniyle maddede düzenlenmiş bulunnan yargılama usulü uygulanacaktır. Maddenin düzenlemesine göre;

Boşanmada yargılama Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanuna tabidir. Bu kuraların başlıcaları şunlardır;

1.Hakim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlamış sayamaz.

2.Hakim, bu olgular hakkında gerek re’sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.

3.Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi  bağlamaz.

4.Hakim, kanıtları serbestçe takdir eder.

5.Boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.

6.Hakim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

Boşanma Davalarında Yargılama Usulü

Boşanma Davalarında Yargılama Usulü

 

Maddenin düzenlendiği bu duruma göre; hakim, boşanma veya ayrılık davasında olguların mevcudiyet durumuna göre vicdanen kanaat getirmelidir, boşanma veya ayrılık davasının sağlandığı olgular hususunda gerek re’sen, gerek istem üzerine her iki tarafa da yemin öneremez, tarafların bu konuda hiç bir şekildeki ikrarları hakimi ilgilendirmez, hakim, kanıtları bulguları serbestçe takdir eder. Bu düzenlemelerin olağan sonuçlarından birisi kabul beyanının 166/3 maddesi dışında sonuç çıkarmamasıdır.

Görüldüğü üzere boşanma davalarında yargılama usulü teknik hususlara da bağlıdır. Bu sebeplerle de boşanma davalarınızda mutlaka alanında uzman avukatlar ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Feragatin boşanma davalarında işlenmesine de değinmek gerekirse; Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m.307). Feragat ve kabul beyanı dilekçe ile veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır ( HMK m.309/I). Temyiz ve hüküm düzeltme süresi içinde de feragat olunabilir. Bu vaziyette yerel mahkemenin dosyayı tekrar göze alıp feragat yönünden karar vermesi mümkün olmadığından dosya üst mahkemeye gönderilir. Yüksek mahkeme feragat istikametinde karar çıkarabilmesi için hükmü bozarak dava dosyasını  yerel mahkemeye gönderir. Feragatin açıkça ve hangi hususlarla ilgili olduğunun bildirilmesi gerekir. Feragat üstü kapalı yapılamaz.

Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur(HMK m.311). Feragatin maddi manada kesin hüküm teşkil etmemesinin neticesi, feragat nedeniyle geri çevrilen davanın aynı taraflar arasında aynı dava nedenine dayanılarak yeniden açılamamasıdır. Bu durumda feragatin ciddi bir şekilde hak kaybı olduğu unutulmamalıdır. Zira feragat ederek takip etmediğiniz dosya ile ilgili bundan sonrasında aynı sebeplerle dava açamayacağınızı bilmeniz de gerekmektedir. Yalnız feragat sonrasında yeni yaşanan olaylar var ise onlarla alakalı davalar açılabilecektir.

 BOŞANMA DAVALARINDA DURUŞMALAR

Boşanma davalarında duruşmalar nasıl geçer? Nasıl olmalıdır?

Bu sorular müvekkillerimiz tarafından sıklıkla sorulmaktadır. Boşanma davalarında genel kural duruşmaların açık olmasıdır. Bu husustan anlaşılması gereken ilgili kanun maddelerinde düzenlenmiştir.

Bu makalemizde daha çok duruşma esnasında yapılması ve dikkat edilmesi gereken hukuki hususlardan bahsetmek istiyoruz.

Boşanma Davalarında Duruşmalar

Boşanma Davalarında Duruşmalar

2709 sayılı T.C. ANAYASASI

Madde 141- Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.

  •  Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.
  • Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
  • Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.

6100 sayılı HMK’nin aşağıya alınan 27.maddesi hükmünce mahkeme kararı gerekçeli değilse ‘’Hukuki dinlenilme hakkı’’ ihlal edilmiş sayılır

Peki Hukuki dinlenilme hakkı nedir?

Hukuki dinlenilme hakkı kanunda şu şekilde düzenlenmiştir.

Madde 27-(1)  Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.

(2) Bu hak;

  1. a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
  2. b) Açıklama ve ispat hakkını,
  3. c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.

Bu konu ile ilgili örnek bir Yargıtay Kararını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Özü: Boşanma veya evliliğin iptaline ilişkin kararlarda;tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,adı,soyadı,doğum yeri ve tarihi,baba ve ana adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri ile evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgilerine yer verilmesi zorunludur(5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27.HMK m.297/1-b).

‘’…Boşanma veya evliliğin iptaline ilişkin kararlarda;tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,adı,soyadı,doğum yeri ve tarihi, baba ve ana adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri ile evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgilerine yer verilmesi zorunludur (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27.HMK m.297/1-b). Mahkemece;hükümde tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve fakat taraflara ait açık kimlik bilgisine yer verilmemiş, doğum tarihi ve yeri, baba ve ana adları, kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri yazılmamıştır.

Bu husular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Ne var ki,bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 13.03.2017 tarih 2015/23628 esas,2017/2694 karar sayılı kısmen onama ve kısmen bozma ilamının kaldırılmasına,hükmün yukarıda açıklanan sebeple bozulmasına ,bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir…’’(2.  HD,07.12.2017,2017/3988-2017/14133)

Anılan Yargıtay kararlarından da görüleceği üzere boşanma davalarındaki duruşmalar esnasında dikkat edilmesi gereken çokca teknik husus vardır. Bu konularda mutlaka avukatlardan boşanma hususunda yardım almanızı tavsiye ederiz. Yine bu konuda bir Yargıtay kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

Özü: Anayasanın 141/3. Maddesi ‘’bütün mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olarak yazılır’’ buyurucu hükmünü içermektedir.

‘’1-Anayasanın 141/3.maddesi ‘’bütün mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olarak yazılır’’ buyurucu hükmünü içermektedir. Hukuk Mahkemeleri Kanununun 297. Maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup,bu maddenin 3.bendine göre, mahkeme kararlarında iki tarafın sav ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller,delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri,sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Yerel mahkemenin hangi delillere sonuca ulaştığını değil,dayanılan delillerde yer alan hangi vakıanın kabul edildiğini Yargıtay denetimine elverişli şekilde gerekçeli olarak açıklaması zorunludur. Mahkemece; ‘’evliliklerinin başlarında anlaşan tarafların zamanla aralarında geçimsizlikler başladığı,bu geçimsizliğin meydana gelmesinde tarafların eşit olarak kusurlu oldukları görülmüş,bu aşamada taraftar arasında artık evlilik birliğinin gerekli kıldığı karşılıklı sevgi,saygı ve hoşgörünün kalmadığı,yaşananlar sebebiyle ,taraflar açısından evlilik birliğinin ortak hayatı kendilerinden sürdürmeleri beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığını anlaşılmış, bu nedenlerle dava ve karşı davanın kabulü ile tarafların TMK’nun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına ‘’şeklinde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulmuştur. Denetime olanak verecek şekilde deliller tartışılarak ret ve üstün tutma sebepleri gösterilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte de bulunulmamıştır. Hükmün hangi delillere dayanılarak verildiğini, hangi olayların sabit olduğu ve tarafların kusur durumu ilişkin vakıalar kararda belirtilmemiştir.Açıklanan nedenlerle tarafların karşılıklı boşanma davalarına ilişkin gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olduğundan bozmayı gerektirmiştir.

2-Davacı-karşı davalı kadın dava dilekçesinde ayrı ayrı saydığı ziynet eşyalarının düğünde kendisine takıldığını, bu ziynetlerin 2009 yılında kayın validesi adına kayıtlı olan oturdukları evin alımı sırasında bozdurularak harcandığım ve geri ödenmediğini iddia ederek ziynetlerinin aynen olmadığı taktirde bedelin iadesini talep etmiştir. Mahkemece dava konusu altınların miktarı, niteliği ve neden erkekte kaldığı hususunun tam olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle ziynet alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden düğüne ait cd ve fotoğraflardan ve yine tanık beyanlarından kadının talep ettiği ziynetlerin varlığı ve niteliği sabit olup,yine dinlenen tanık beyanlarına göre kayın valide üzerine kayıtlı olup tarafların oturdukları evin alımı sırasında 2009 yılında bozdurularak harcandığı da ispatlanmıştır. Öyleyse kadının ziynet alacağı davasının kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile ziynetlere ilişkin talebin redid doğru olmayıp,bozmayı gerektirmiştir…’’(2. HD,  02.11.2017, 2017/4655-2017/12133).

 

 

BOŞANMA DAVA KARARLARINDA BULUNMASI GEREKENLER

 Boşanma mahkemesinin kararında gereken maddeler 6100 sayılı HMK’nın 297. Maddesinde bulunmaktadır.

HMK’nın 297. Maddesinde sayılanlara ilave olarak 5490 sayılı nufüs hizmetleri kanunu’nun

27/I maddesinde boşanma kararında buluması gerekenler açıklanmıştır.

Boşanma Dava Kararlarında Bulunması Gerekenler

Boşanma Dava Kararlarında Bulunması Gerekenler

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Hükmün kapsamı

MADDE 297-(1)

(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.

d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.

e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

5490 sayılı NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU

Evliliğin iptali veya boşanma kararlarında bulunması gereken hususlar

MADDE 27-(1) Boşanma veya evliliğin iptaline ilişkin kararlarda aşağıdaki bilgilere yer verilmesi zorunludur:

a) Tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, baba ve    ana adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri.

b) Evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgileri.

c) Karara ait usûl mevzuatının öngördüğü diğer esas ve usûle ait hükümler.

 

Boşanmaya ilişkin mahkeme kararları gerekçeli olmalıdır diğer bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olduğu gibi. Bu sebeple boşanma davalarına ilişkin kararlara yapılacak itirazlar hakkında avukatlardan detaylı bilgi almanızı tavsiye ederiz. Soru ve Önerilerinizi

Online Chat bölümünden bizlere iletebilirsiniz.

 

BOŞANAN KADINLARIN NÜFUS SİSTEMİNDE KİŞİSEL DURUMLARI

Boşanan Kadının Kişisel Durumu ; Boşanma davalarının kesinleşmesi ile kadın evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Evlenmeden önce dul idiyse hakimden bekarlık soyadını kullanmasına karara verilmesini isteyebilir.

Bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 173. Maddesinde şu şekilde geçmektedir: “Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir. Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.

Boşanan Kadının Kişisel Durumu

Boşanan Kadının Kişisel Durumu

Eşin Soyadını Taşıma Koşulların Değişmesi Durumu

Bu durumda sıkça karşılaştığımız sorulardan bir tanesi de kadının kocasının soyadını kullanmak istemesi durumudur. Bu durumda kadının menfaati var ise ki bu menfaat Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19/03/2009 tarihli 2007/19005 E. 2009/5094 K. sayılı kararında net bir şekilde açıklanmıştır. Dolayısı ile kadınların boşandığı kocasının soyadını taşımasındaki menfaati ve bunun kocaya zarar vermeyeceği ispatlanırsa istem üzerine hakim kocanın soyadının taşınmasına izin verebilir. Koca koşulların değişmesi sonrasında her zaman bu iznin kaldırılmasını talep edebilir. Kadın da koşulların değişmesi halinde tekrar kızlık soyadına dönülmesini isteyebilir. Bu davalarda genel mahkemelerde görülmesi gerekir.

Zira kadının kocasının soyadının kullanmasını istemesinde menfaatinin bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği iddiasına ilişkin açılacak davalarda 1 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu davaların önemine istinaden mutlaka alanında uzman kendinize göre belirleyeceğiniz boşanma avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz.

Boşanan kadının soyadı ve döneceği hane ile ilgili Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına ilişkin Yönetmelik in 59. Maddesinde de boşanma sonrasında kadının durumuna ilişkin bilgiler düzenlenmiştir.

Boşanan kadının koca hanesindeki kaydı kapatılıp önceki soyadı verilerek, bu evlenmeden önce kayıtlı bulunduğu hanedeki nüfus kaydı açılır.

Dul olarak evlenen kadının boşanması durumunda, bekârlık soyadını taşımasına mahkemece izin verilmiş ise kadın bekârlık soyadını alarak bekârlık hanesindeki nüfus kaydı açılır.

Hâkim, boşanan kadının kocasının soyadını taşımasına izin vermiş ise kadın bu evlenmeden önce kayıtlı bulunduğu haneye, taşımasına izin verilen koca soyadı ile döner ve buradaki nüfus kaydı açılır.

Kocası ile birlikte Türk vatandaşlığına alınan ya da Türk vatandaşı ile evlenmesi nedeniyle Türk vatandaşlığını kazanıp kocasının kütüğüne kocasının soyadı ile tescil edilen kadın boşandığı takdirde; bulunduğu yere ait aile kütüğünün son aile sıra numarasından sonra, yeni bir aile sıra numarası altında, boşanma kararında belirtilen soyadıyla, boşanma kararında soyadı belirtilmemiş ya da boşanma kararı yabancı yetkili mahkemelerce verilmiş ve Türkiye’de tanınmış veya tenfiz kararına bağlanmış ise evlenmeden önceki soyadı ile tescil edilir. Ancak evlenmeden önceki soyadının tespit edilememesi ve boşanan kadının başvurusu sağlanamadığı takdirde, beşinci fıkrada belirtildiği şekilde işlem yapılır.

Nüfus kütüklerinde soyadı bulunmayanlara bulunduğu yer mülkî idare amirince soyadı verilir.

 

BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR DURUMU

Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesinde şu hükümlere yer verilmiştir;

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”

Boşanma Davalarında Kusur Durumu

Boşanma Davalarında Kusur Durumu

Bu madde hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği şekilde yorumlamamak gerekir. Hukukumuzun temel ilkesi kimsenin kendi hatalarına dayanarak hak elde edemeyeceği üzerine kurulu iken ağır kusurlu olan bir eşin de dava açarak kazanmasını beklemek bu ilkeye ters düşecektir. Başka bir yandan ise evlilik kurumu kurulduktan sonra karşı tarafın hiçbir hatası olmamasına ve hatta bazen istememesine rağmen kişiye boşanma davası açma hakkı verecektir ki bu sistemimizde kabul edilmemektedir. Bu sebeple mutlaka kanunun özünün iyi anlaşılması gerekecektir. Bu anlamda boşanma davalarını açmadan önce mutlaka kendinize göre belirleyeceğiniz en iyi boşanma avukatınızı seçmeli ve boşanma davanızı geleceğinizi bu en iyi boşanma avukatına emanet etmelisiniz. Bu anlamda tarafların avukatları ile kolay iletişime geçmeleri açısından da hangi ilde iseniz örneğin Ankara da iseniz Ankara boşanma avukatı ile Sincan ve Etimesgut’ta iseniz Sincan boşanma avukatı, Etimesgut boşanma avukatı ile çalışmanızı tavsiye ederiz.

Boşanma Davalarında Kusur Durumu Türk Medeni Kanununun 166. Maddesi 

Tüm bu söylenenlerden Türk Medeni Kanununun 166. Maddesinden çıkarılması gereken şudur, Boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu olan tarafın dahi dava hakkı vardır, vardır ancak boşanmaya karar verilebilmesi için mutlaka karşı tarafın da az da olsa kusurunun olması gerekir.  Az kusurlu eşin boşanma karşı çıkması halinde az kusurlu eşin bu itirazının kötü niyetli olması ve evliliğin menfaati açısından da bunun gerekli olması halinde boşanmaya karar verilebilir.

Boşanma Davalarında Kusur Durumu Sonuç

Yaşanan mevcut olaylara göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenemeyecek şekilde temelinden sarsıldığı kuşkusuz ise ve karşı tarafa isnat edilebilen en ufak bir kusur dahi yoksa davanın reddi gerekecektir. Red halinde aynı sebeple üç yıl içerisinde yeniden dava açılamayacağından mutlaka boşanma davalarınızı başlangıcında Ankara da iseniz Boşanma Avukatlarını takip etmenizi tavsiye ederiz.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVALARINA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI – 2

Eski adıyla şiddetli geçimsizlik olarak bilinen evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebiyle boşanma davalarına günümüzde sıkça rastlanmaktadır. Bu davalar genel sebeple açılmış olduklarından çokça konuyu kapsamakta, kusur kavramının ele alınması çok daha fazla teknik bilgiyi gerektirmektedir. Bu sebeple her makalemizde sizler için birer tane Yargıtay kararını Ankara boşanma avukatlarından birisi olarak paylaşmak istiyorum.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları 2

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları 2

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2707 E. 2018/1998 K. sayılı kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

“Taraflar arasındaki “boşanma ve ziynet alacağı” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 9. Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, ziynet alacağı davasının kısmen kabulüne dair verilen 06.02.2014 tarihli ve 2012/875 E., 2014/63 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.07.2015 tarihli ve 2014/26696 E., 2015/14733 K. sayılı kararı ile:

…Davalı taraf 31.1.2013 havale tarihli dilekçe ile beş kişiden oluşan tanık listesi vermiş, gider avansını yatırmıştır. 20.6.2013 tarihli celsede mahkemece sorulması üzerine öncelikle tanıklarından … ve Ayten Ekmekçioğlu’nun dinlenmesini talep etmiştir. Mahkemece sadece davalının öncelikle dinlenmesini isteği tanıklara tebligat yapılmış ve onlar dinlenmiştir. Davalı taraf, duruşmalara gelip davayı takip ettiğine ve gösterdikleri tanıkların dinlenmesinden açıkça feragat etmediğine göre davalının diğer tanıkları dinlenmeden eksik tahkikat ve inceleme sonucunda hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma ve ziynet alacağı istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin defalarca hakarete, tehdide ve fiziksel şiddete maruz kaldığını, davalının annesinin evliliğe sürekli müdahale ettiğini, son olarak evden kovulduğunu, düğünde takılan altınların da davalının ailesi tarafından alınıp geri verilmediğini belirterek boşanma kararı ile birlikte müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verilmesini, müvekkili yararına nafaka, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini, ayrıca ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, daha önce açılan boşanma davasında tarafların barışarak yeniden biraraya geldiğini, bu davadan önceki olayların affedildiğini, 17.11.2012 tarihinde davacı ve abilerinin müvekkilini darp ettiğini, davacının internet müptelası olduğunu, başka erkeklerle görüldüğünü, evi terk ettiğini, terk ihtarına rağmen dönmediğini, davacının kendisine takılan altınları aldığını, geri kalan altınların ise düğün borçları ile evin zaruri ihtiyaçlarına karşılandığını belirterek boşanma kararı verilmesini, velayetin müvekkiline tevdiini, müvekkili yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece, olayların akışı karşısında, boşanmaya neden olan olaylarda davalının ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların TMK’nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, küçüğün velayet hakkının anneye verilmesine, davacının yoksulluk nafakası talebinin reddine, müşterek çocuk için tedbir ve iştirak nafakasına, davacı yararına 10.000,00TL maddi, 10.000,00TL manevi tazminata, ziynetlere ilişkin talebin de kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin boşanma ve ziynet davası yönünden temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında gösterilen gerekçe ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece, HMK 241. maddesi içeriğinde tarafların tüm tanıklarının dinlenilmesi gerektiği ya da taraflarca tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmedikçe dinlenmelerinin mutlak zorunluluk olduğunun vurgulanmadığı, mahkemece diğer davalı tanıklarının dinlenmesinden ara karar ile vazgeçilmemiş ise de, nihai karar oluşturulmakla dosya kapsamı itibariyle dinlenen taraf tanıklarının anlatımlarının yeterli görüldüğünün ve diğer tanıkların dinlenmesinde yarar görülmediğinin kabul edilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

ilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1).

Vakıa ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarih ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK).
Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hakim olan ve HMK’nın 25. maddesinde düzenlenen “taraflarca getirilme ilkesi” uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

Nitekim bu ilkeye uygun olarak 6100 sayılı HMK’nın “dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119. maddesinin 1/e bendinde “Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri” nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi “cevap dilekçesinin içeriği” başlıklı 129. maddisinin 1/d bendinde de “davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri”nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüleceği üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları bizzat sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır.

Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK’da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin 1. fıkrasında “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 119/2).
Bu aşamada, boşanma davalarında ispat açısından yoğun olarak başvurulan bir delil olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir.

Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez.
Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların ad soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir (HMK m. 240/2). Bu hüküm yukarıda belirtilen ve HMK’nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir.
Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. İsteyen taraf, istediği sayıda tanığın dinlenmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenmesinin gereksiz olduğu veya davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu hususa işaret eden ve yine 6100 sayılı HMK’nın getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde “(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir.

Anılan maddenin gerekçesinde aynen şöyle denilmektedir: “Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi” başlığını taşıyan bu madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. Bir önceki maddenin ikinci fıkrasıyla tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa yüklenmiş olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir”.
Bu ilkeler ışığında; bir davada tanıklar HMK’nın 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenmek zorundadır.

Somut olayda; davalı erkek vekili süresi içinde cevap dilekçesi ibraz etmiş ve gösterdiği deliller arasında beş tane tanık ismi (…, Mehmet Açık, Osman Mert, Mehmet Özlük, Ayten Ekmekçioğlu) bildirmiştir. Davalı tarafından adı geçen tanıkların dinlenecekleri vakıa hakkında bir sınırlama yapılmamıştır. Mahkemece 20.06.2013 tarihli duruşmada davacının iki tanığı dinlendikten sonra davalının “öncelikle dinlenmesini istediğimiz tanıklarımız … ve Ayten Ekmekçioğlu’dur” beyanı üzerine bu kişilere tebligat yapılması yönünde ara karar oluşturulduğu, davalının gerekli masrafları yatırdığı ve belirtilen tanıklara tebligat yapıldığı, 05.11.2013 tarihli duruşmada ise davalı tanığı …’ün ve kendisine tebligat yapılmayan ancak tanık listesinde yer alan Mehmet Açık’ın dinlendiği ve bu tanık beyanları doğrultusunda nihai kararın verildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda da belirtildiği üzere gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenilen husus hakkında yeter derecede bilgi edinildiği takdirde, geri kalanların dinlenmemesine karar verilebilir. Oysa davalının dinlenmeyen tanıklarının tanıklık yapacakları vakıaların sınırlandırılmadığı göz önüne alındığında ispat edilmek istenen hususların dinlenen diğer tanıklar ile yeter derecede aydınlanmış olduğundan bahsedilemez. 26.06.2013 tarihli duruşmada davacının iki tanığı dinlendikten sonra davalının öncelikle dinlenmesini istediği tanıklardan Ayten Ekmekçioğlu’na davetiye çıkarılmasına rağmen dinlenmediği gibi beyanının alınmasından vazgeçildiği de belirtilmemiş, dinlenen tanıkların beyanları doğrultusunda karar verilmemiştir.

O hâlde; HMK’da düzenlenen usul kuralları gözetilerek ve hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) bir gereği olarak davalının dinlenmesinden açıkça vazgeçmediği tanıklarının dinlenilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine, aynı Kanun’nun 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.12.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

 

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVALARINA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Eski adıyla şiddetli geçimsizlik olarak bilinen evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebiyle boşanma davalarına günümüzde sıkça rastlanmaktadır. Bu davalar genel sebeple açılmış olduklarından çokça konuyu kapsamakta, kusur kavramının ele alınması çok daha fazla teknik bilgiyi gerektirmektedir. Bu sebeple her makalemizde sizler için birer tane Yargıtay kararını Ankara boşanma avukatlarından birisi olarak paylaşmak istiyorum.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2018/6571 E. 2018/15620 K. sayılı kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

“Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü

Anayasanın 141/3. maddesi “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” buyurucu hükmünü içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 197. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Kararda tarafların dilekçeleri, tanık beyanları, deliller ile Dairemizin 2015/14684 Esas 2016/5402 Karar 21/03/2016 tarihli ilamı yazılmış ve “4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Evlilik Birliğinin Sarsılması” başlıklı 166/1-2. maddesinde; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelindensarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…” şeklindeki maddesi gereğince boşanma kararı verilebilmesi için az da olsa davalıdan kaynaklanan nedenlerle evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olduğunun davacı tarafça kanıtlanmasının zorunlu olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde belirtildiği, her iki tarafın davasını ispatlar delilleri dosyaya sunması gerektiği anlaşıldığından davacı-karşı davalı tarafın boşanma isteği yönündeki beyanları ve bozma ilamından önce yapılan yargılamada dinlenen tanıkların beyanlarının yargılamada değerlendirilmesi yönündeki talepleri ile bozmadan sonra davalı-karşı davacının dosya içerisine sunmuş olduğu deliller ve dinlettiği tanık değerlendirilmiş, ilk boşanma kararından itibaren tarafların tekrardan bir araya gelmedikleri, aile yaşantısı içerisine girmedikleri anlaşılmıştır. Davacı-karşı davalı tarafın dava dilekçesinde isnad ettiği iddiaları davalı-karşı davacının da huzurda bulunduğu esnada dinletmiş olduğu tanık ifadelerinde ispat ettiği açıktır. Davalı-karşı davacının bozmadan sonra dinletmiş olduğu tanık ise davalı-karşı davacının evliliğin bu noktaya gelmesinde kusursuz olduğunu ispata elverişli beyan verememiştir. Zira tarafların ev içlerini bilen bizzat geçimsizliklere şahit olan bir tanık değildir. Tüm bu bilgi ve belgeler neticesinde; taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte geçimsizliğin bulunduğu, evliliğin devamında taraflar ve ortak çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı, boşanma koşullarının gerçekleştiği anlaşılmakla, boşanmaya sebep olan tarafın davalı-karşı davacı olduğunun tespiti ile tarafların boşanmalarına,” şeklinde soyut ve yetersiz gerekçe ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararda denetime olanak verecek şekilde deliller tartışılarak ret ve üstün tutma sebepleri gösterilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte bulunulmadığı gibi, hangi olayların sabit olduğu yani davacı tarafın hangi iddialarının ispatlanmış olduğu ve tarafların kusur durumları ve oranları kararda belirtilmemiştir. Açıklanan sebeplerle gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25.12.2018(Salı)

Açılacak bir boşanma davasıyla ilgili hak kaybına uğramamak, davayı kaybetmemek adına alanında uzman ve size göre tercih edeceğiniz en iyi boşanma avukatlarıyla çalışmak oldukça önemlidir. Örneğin Ankara da iseniz Ankara boşanma avukatları ile görüşmek iletişim kolaylığı anlamında da oldukça iyi olacaktır. Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları ‘ndan birini yukarıda sizlerle paylaşmış olduk.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİ İLE BOŞANMA

Zina, hayata kast, pek kötü muamele, onur kırıcı davranış, akıl hastalığı, küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme gibi özel sebeplere dayanarak açılamayan çekişmeli boşanma davası, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanarak açılabilir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile açılan çekişmeli boşanma davası oldukça ayrıntılı hususları olan ve Yargıtay kararlarının yakından takibi ile açılabilecek bir davadır. Bu sebeplerle de mutlaka alanında uzman ve özellikle iletişiminizin ve erişiminizin kolay olacağı size göre en iyi boşanma avukatı ile çalışmanızda fayda vardır. Ankara boşanma avukatlarından ve Sincan boşanma avukatlarından birisi olarak sizlere bu konuda faydalı bilgileri bu yazımızda sunacağız.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davaları

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Sebebi İle Boşanma Davaları

Eski Medeni Kanunumuzda şiddetli geçimsizlik olarak bilinen genel sebebimiz yeni medeni kanunumuzda evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak düzenlenmiştir. Birçok danışamızda karşılaştığımız sorulardan birisi “evlilik birliğinin temelinden sarılması şartlarının neler olduğudur. Bu zamana kadar oluşmuş içtihatlar ve kanunun açık hükümleri gereğince bu şartların sınırlı sayıda olmadığı söylenebilir. Ancak eşine yalan söylemek, eşinin ailesinin sürekli evliliklerine karışması, kaynana ile yaşamak, eşin cimri olması, eşin kumar oynaması, eşin alkol kullanması, sürekli kavga etmek, ailesinin eşine kötü davranmasını engellememek, kadının çalışmasına izin vermemek, eş üzerinde baskı kurmak, kıskanmak, eşin arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, ailesine hakaret etmek, eşine sevmediğini söylemek, basşka birisini sevdiğini söylemek gibi durumlar evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında önemli rol oynamaktadır.  Bu durumlarla karşılaşan kişiler çekişmeli boşanma davası açarak kendilerini iyi bir şekilde mahkemede ifade etmeleri, usuli tüm işlemleri süreleri kaçmadan yapabilmeleri sonrasında davayı kazanabileceklerdir. (Anılan usuli işlemlerle ilgili Ankara boşanma avukatlarından birisi olarak diğer yazılarımızı okuyabilirsiniz.)

Çekişmeli Boşanma Davalarının en önemli hususu tanıklardır. Zira boşanmanın gerçekleşmesi için sadece bu durumların varlığı yeterli olmayıp bir de bu durumların evliliği diğer eş için çekilmez hale getirdiği kabul edilmelidir.

Çekişmeli boşanma davaları usuli ayrıntıları çok olan ve uzmanlık gerektiren davalar olup mutlaka bir boşanma avukatıyla çalışılması gerekmektedir. Yargıtay kararları ile oluşturulan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı çekişmeli boşanma dilekçesi ile istenilen sonuca ulaşmak için detaylı ve titiz bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Çekişmeli Boşanma hususunda bir diğer husus kusur durumudur. Kimse kendi kusurundan kaynaklı olaylara dayanarak boşanma davası açamaz. Yargıtayın 2.Hukuk Dairesinin 2016/1826 E. 2016/2489 K. 15/2/2016 tarihli kararında bu konuya ilişkin şu hükümlere yer verilmiştir; “Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Mahkemece; “davacının uzun süre yurt dışında yaşadığı ve maddi ve manevi yükümlülüklerini yerine getirmediği, evlilik birliği içindeki sadakat güven ve paylaşım ortamının davacının kusurlu davranışları yüzünden ortadan kalktığı” gerekçesiyle boşanmaya neden olan olaylarda davacı erkek tam kusurlu kabul edilmiş ancak evlilik birliğinin devamında eş ve çocuklar için yarar kalmadığından tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine göre boşanmaya karar vermek için davalının az da olsa kusurlu bulunması zorunludur. Oysa toplanan delillerden davalı kadının kusuru kanıtlanamamıştır. Davacı tam kusurludur. Bir kimse sırf kendi kusuruna dayanarak boşanma hükmü elde edemez.”

Anılan Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere işbu sebep mutlaka uzmanlık gerektirmekte, hukuken ince ayrıntıları olan bir konudur. Bu sebeple mutlaka alanında uzman avukat ‘laradan birisiyle işlemleri başlatmanızı tavsiye ederim.