VELAYET, VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ VE KALDIRILMASI DAVALARI

Velayet davası nedir? Velayet Nedir?

Velayet (velayet davaları) hususunda Türk Medeni Kanunumuz açıklayıcı hükümlerde bulunmuştur. Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar.

Burada örnek ve emsal teşkil edecek Yargıtay Kararlarını paylaşmak da fayda görüyoruz:

Velayet Davaları

Velayet, Velayetin Değiştirilmesi ve Kaldırılması Davaları

Velayet Yargıtay Kararları

Özü: Kısıtlanıp velayet altında bırakılmasına karar verilen ergin çocuklar ve bunların malları hakkındaki uyuşmazlıklarda velayet hükümleri uygulanacağından görevli mahkeme 4787 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince aile mahkemesidir.

”…Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 1982 doğumlu Sultan, Türk Medeni Kanununun 405. maddesi gereğince kısıtlanmış, davacı olan babası Bekir’in velayeti altında bırakılmıştır. Veli olarak atanan baba, vesayet makamından kısıtlı adına kayıtlı Y… Akyeniköy 104 ada 2 parseldeki taşınmazın satışına izin verilmesini istemiyle açmış olduğu davada sulh hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararı kesinleşmek suretiyle aile mahkemesine gelmiş, aile mahkemesi tarafından da karşı görevsizlik kararı verilmesi üzerine karar davacı vasi tarafından temyiz edilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 335. maddesine göre; ergin olmayan çocuk ana ve babanın velayeti altında olup yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve baharım velayeti altında kalırlar. Kısıtlanıp velayet altında bırakılmasına karar verilen ergin çocuklar ve bunların malları hakkındaki uyuşmazlıklarda velayet hükümleri uygulanacağından görevli mahkeme 4787 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince aile mahkemesidir. Açıklanan bu nedenle davaya bakmakla aile mahkemesi görevli olacağından mahkemece yapılacak iş tüm delillerin toplanarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir…”(18. HD, 28.02.2013, 2012/14689-2013/2762).

Özü: TMK m. 335. maddesi hükmünce velayet hakkı, münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat edinme hali hariç, anne ve baba dışında hiç kimseye tevdi olunamaz.

“…Dosyada mevcut nüfus kaydından, vesayet altına alınması istenen Ayşe Yıldız’ın babası Mehmet’in 15.05.2003 tarihinde öldüğü, annesi Fatma’nın ise sağ olduğu görülmektedir. Ayrıca duruşmada dinlenen Mehmet T’ün yeminli beyanından Ayşe Y’in tüm bakım ve gözetiminin annesi tarafından yerine getirildiği anlaşılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 415. maddesine göre haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe vesayet altına alınacak kişinin ana veya babasının gösterdiği kimse atanır. Yine aynı Kanunun 419. maddesinde ise kısıtlanan ergin çocukların kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında bırakılacağı hükmü yer almaktadır.

Mahkemece vesayet altına alınmak istenen ergin Ayşe’nin bakım ve gözetimini yapan annesi Fatma Y’ın ifadesine başvurularak, öncelikle annenin velayeti altına alınması kuralı bulunduğundan vasi olarak davacının atanması konusunda haklı sebeplerin olup olmadığının değerlendirilmesi, anne dışında bir kişinin vasi olarak atanmasına gerek görülmesi halinde, annenin davacıyı vasi olarak göstermesi durumunda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Kabule göre ise;

Sözü edilen Kanunun 335. maddesi hükmü uyarınca velayet hakkı, münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat edinme hali hariç, anne ve baba dışında hiç kimseye tevdi olunamayacağından davacının kısıtlanan ergine vasi olarak atanması gerekirken velayeti altına konulması da usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Ayrıca, anılan hükmün gerekçe kısmında, davanın vasi tayini davası olduğu belirtilmiş ise de kısa kararın ve gerekçeli kararın hüküm kısmında Ayşe Y’ın kısıtlanarak davacının velayeti altına alınmasına karar verildiği anlaşılmış olup, gerekçenin hüküm fıkrası ile gelişecek şekilde yazılması doğru bulunmamıştır…” (2. HD, 14.02.2005, 2004/15802-2005/1935).

Ana ve baba evli ise

Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar (TMK m. 336/1). Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse hakim, velayeti eşlerden birine verebilir (TMK m. 336/11). Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir (TMK m. 336/3).

Ana ve baba evli değilse;

Evlilik dışı çocuğun velayeti? Evlilik dışında doğan çocuğun velayeti kime aittir?

Bu konuda halk arasındaki tabirle gayrimeşru çocuğun velayetinin kimde olacağı merak konusudur.  Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir (TMK m. 337/1). Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir (TMK m. 337/11).

Üvey çocukların velayeti ?

Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler (TMK m. 338/ I). Kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşe diğer eş uygun bit şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder (TMK m. 338 / II).

  1. Velayetin kapsamı, Velayet Nedir?
  2. Genel olarak

Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar (YMK m. 339/1). Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür (TMK m. 339/ II). Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar (TMK m. 339 /III).

Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz (TMK m. 339 /IV). Çocuğun adını ana ve babası koyar (TMK m. 339 / V).

  1. Eğitim

Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar (TMK m. 340/1). Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel (Değişik ibare 6462 25.04.2013 m.1 /52-b) “engelli” olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve mesleki bir eğitim sağlarlar (TMK m. 340/11).

  1. Dini eğitim

Çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir (TMK m. 341/1). Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir (TMK m. 34 1/II). Ergin, dinini seçmekte özgürdür (TMK m. 341 /III).

  1. Çocuğun temsil edilmesi

Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler (TMK m. 342 / I). İyi niyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin nzas1yla işlem yaptığını varsayabilirler (TMK m. 342/ II). Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler velayetteki temsilde de uygulanır (TMK m. 342/111)

  1. 5. Çocuğun fiil ehliyeti

Velayet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir (TMK m. 343/I). Çocuk, borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur (TMK m. 343/11).

  1. Çocuğun aileyi temsil etmesi

Velayet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer (TMK m. 344).

  1. Çocuk ile ana ve baba arasındaki hukuki işlemler

Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hakimin onayına bağlıdır (TMK m. 345).

Velayet Davası ücreti ne kadar?

Yine bizlere sıklıkla sorulan sorulardan bir tanesi de velayet davası ücretinin ne kadar olduğudur. Velayet davalarını açmak için adliyelere ödenmesi gereken peşin harç, başvuru harcı ve gider avansı olmaktadır. Taraflara yapılacak tebligat giderleri ile birlikte velayet davası masrafı 2019 yaklaşık 500 TL civarındadır. Bu sadece dava esnasında yatırmak zorunda olunan miktardır. Ayrıca masraflar çıkabilir. Velayet davalarında mutlaka aile hukukunda çalışmaları olan bir avukatla çalışmanızı tavsiye ederiz. Velayet davasında avukatın alacağı vekalet ücreti göre dosyanın durumuna ve avukatın uzmanlığına göre değişir.

Velayet Davası Sosyal inceleme raporu örneği

Velayet davalarında velayeti talep edilen çocukla adliye ortamında yahut evinde, pedagoglar eşliğinde bir görüşme yapılır. Bu görüşmeye istinaden pedagoglar yahut uzmanlar soysal inceleme raporu düzenler. Bu rapor çocukla anne ve baba arasındaki ilişkiye, annenin ve babanın tek tek değerlendirilmesine, çocuğun anne ve babaya olan ilgisine, çocuğun kendini ifade etme gücüne göre değişkenlik gösterir.

Velayet davası ne kadar sürer?

Velayet davasının ne kadar süreceği duruma göre değişiklik gösterir. Velayet davaları hakimler tarafından titizlikle incelenen davalardır. Öncelikle çocuğun menfaati göz önünde tutulacağından yaklaşık 1 yıl süren davalardır. Ancak bu süreler adliyelerin ve hakimlerin yoğunluğuna göre değişkenlik gösterir.

Velayet davası ne kadar sürede sonuçlanır?

Velayet davasının ne kadar sürede sonuçlanacağını önceden söylemek zordur. Velayet davaları yaklaşık 1 yıl sürmektedir. Davanın karara çıkmasından sonra ise dosyalar Bölge Adliye Mahkemelerine veyahut Yargıtay ilgili hukuk dairelerine giderse bu süre çok daha uzamaktadır.

Velayet davası nasıl açılır?

Velayet davaları uzmanlık gerektiren davalardır. Velayetin değiştirilmesini gerektiren durumlar yaşanıyor ise haklı sebepleri gösterir dava dilekçesi ile yetkili aile mahkemesine başvuruda bulunularak dava açılabilir.

EVLAT EDİNME DAVALARI

A.KÜÇÜKLERİN EVLAT EDİNİLMESİ

Evlat edinme davası nedir?

Bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır. (TMK 305/1). Evlat edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir (TMK m. 305/11). ”

Evlat edinme Yargıtay Kararları

Evlat edinme davalarına örnek teşkil edebilecek birkaç Yargıtay kararını sizlerle paylaşmak istiyoruz

…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle evlat edinmek isteyen davacının akıl hastalığı nedeniyle kısıtlı olup fili ehliyetinin bulunmama-sına, evlat edinmenin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olup, ya-sal temsilci aracılığı ile evlat edinmenin de mümkün bulunmamasına göre,

SONUÇ: Yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA…” (2. HD,28.09.2010, 2010/6062-2010/15569).

“…Dava, davacının torununu evlat edinmesine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 305/2. maddesi “… evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekeceğini”, 314/2. maddesi “… evlatlık evlat edinenin mirasçısı olacağını”, 316/2. maddesi “… evlat edinmeye yönelten sebepleri…” ve 316/ son maddesi de “… evlat edinenin alt soyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendireceğini…” öngörmüştür.

Davacı 05.01.2004 tarihli dava dilekçesinde; epilepsi hastası olan 31.03.1993 doğumlu torunu Emine’yi, bakıma muhtaç olduğundan evlat edinmek istediğini SSK’dan emekli bulunduğundan dolayı da sosyal güvenceye kavuşacağını belirterek evlat edinme nedenini açıklamıştır.

Davacının SSK’dan emekli olduğu, evlat edinilmek istenen Emine’nin de Epilepsi + motor mentolreferdosyon hastası olduğu sağlık kurulu raporunda anlaşılmaktadır.

Davaya dahil edilen davacının diğer çocukları evlat edinmeye karşı çıkmaktadırlar.

Evlat edinmenin amacı, evlat sevgisini tatmak ve yaşamaktır. Oysa davacının dört tane yetişkin çocuğu bulunmaktadır. Davacının amacının evlat sevgisini tatmak olduğundan bahsedilemez. O halde davacı Mehmet Köse’nin torunu Emine Köse’yi sosyal güvencesinden yararlanabilmesi, özel eğitim giderlerinin karşılanabilmesi ve tedavi masraflarının da kuruma yükletilmesi amacıyla evlat edinmek istediği anlaşılmaktadır. Evlat edinmenin amacı gerçekleşmemiştir. Bu yönler gözetilmeden yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır…” (2. HD, 12.10.2006, 2006/11528-2006/13789).

Özü: Evlat edinme işlemi şahsa bağlı haklardan olup, bu konuda vekilin dava açabilmesi ya da açılmış olan davayı takip edebilmesi için özel yetkiye sahip olması gerekmektedir.

“…Davacı Zeynep Büyükşahin tarafından 22/1/2002 tarihinde hasımsız olarak açılan davada, oğlu Memet’in çocuğu olan 1/3/1996 doğumlu küçük Ünal Büyükşahin’i evlat edinmesine karar verilmesini istediği, mahkemece küçüğün anne ve babasının rızaları alınarak davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Hükümden sonra yürürlüğe giren 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesinin 1. bendi ile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısım hariç olmak üzere ikinci kitabı ile 3/ 12/ 2001 tarihli ve Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işlerde aile mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin hüküm getirilmiş olduğundan evlat edinme davalarında Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi sona ermiş ise de, dava ve hüküm tarihi itibarıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi hükmü gereğince evlat edinmeye izin kararı verilmesi usulü kaldırılmış olduğundan bu davalara Asliye Hukuk Mahkemesince bakılması gerektiği halde mahkemece, dava dilekçesinin görev yönünden reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

İncelenen dosyadan, davayı davacı Zeynep Büyükşahin’in açtığı, daha sonra Avukat Ali İhsan Kal’a genel vekaletname verdiği, davanın bütün duruşmalarına adı geçen Avukatın katıldığı, davacının yargılama aşamasında vekili tarafından yapılan işlemlere icazet verdiğine ilişkin beyanına rastlanmadığı, herhangi bir belgenin de bulunmadığı görülmüştür.

Evlat edinme işlemi şahsa bağlı haklardan olup, bu konuda vekilin dava açabilmesi yada açılmış olan davayı takip edebilmesi için özel yetkiye sahip olması gerekmektedir. Mahkemece, davacı vekilinden özel yetkili vekaletname istenilerek ibrazı halinde yargılamaya devam edilmesi gerekirken bundan zühul edilerek davanın sonuçlandırılması doğru bulunmamıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinin 1. fıkrasında evlat edinmeye ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verileceği belirtilmiştir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan hüküm uyarınca evlat edinen ve edinilen dinlenmeden, kapsamlı bir araştırma yapılmadan davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Diğer taraftan, anılan Kanunun 305. maddesinin 2 fıkrasında; evlat edinmenin herhalde küçüğün yarama bulunması ve evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi gerektiği belirtilmektedir.

Aynı Kanunun 316. maddesinin 3. fıkrasında ise; ‘evlat edinenin alt soyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir.” hükmü yer almaktadır.

İncelenen dosyada bulunan davacıya ait nüfus kayıt örneğinden, davacının oğlu Memet haricinde de çocuklarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece, evlat edinenin diğer çocukları dinlenmeden, evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri değerlendirilmeden, evlat edinmenin bu çocukların yararlarını hakkaniyete aykırı bir biçimde zedeleyip zedelemeyeceği konusunda yeterli araştırma yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…”(2. HD, 17.05.2006, 2006/1222-2006/7699).

Evlat Edinme Davaları

Evlat Edinme Davaları

Birlikte Evlat Edinme

Eşler, ancak birlikte evlat edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler (TMK m. 306 / I). Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir (TMK m. 306/11). Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilir (TMK m. 306/ III).

  1. maddenin birinci fıkrasına göre; evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlat edinebilir. 306.maddenin ikinci fıkrasında ise eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmaları ya da en az beş yıldan beri evli olmaları şartları alternatif şart olarak düzenlenmiştir. Demek oluyor ki eşler beş yıldan beri evli iseler yaşlarının bir önemi yoktur. Maddenin üçüncü fıkrasına göre eşlerden birinin diğerinin çocuğunu evlat edinmesinde, iki yıldır evli olmak ya da otuz yaşını doldurmuş olmak şartlarından birisinin gerçekleşmiş olması yeterli sayılmıştır.

”…Dosyada mevcut nüfus kayıt örnekleri ve tanıma senedine göre, 22.9.2001 doğumlu Alparslan Y.’ı Meral K. ve Durdu Y.’m evlilik dışı ilişkisinden doğduğu, babası tarafından tanınarak onun hanesinde nüfusa kayıt edildiği, babasının 25.10.2004 tarihinde vefat ettiği, annesinin ise sağ olduğu, davacı Nazan’ın 16.11.1979 doğumlu olduğu, diğer davacı Nihat ile 14.9.2001 tarihinde evlendiği anlaşılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 306. maddesinin 1. fıkrasında “Eşler ancak birlikte evlat edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler.” aynı maddenin 2. fıkrasında “Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşım doldurmuş bulunmaları gerekir.” hükmü mevcuttur.

Dava ve hüküm tarihi itibarıyla davacı Nazan’ın otuz yaşım doldurmadığı, ayrıca davacıların en az beş yıldan beri evli olma koşulunu da taşımadıkları görülmüştür.

Yasal şartın oluşmaması nedeniyle davacıların birlikte evlat edinebilmeleri mümkün olmamasına rağmen Türk Medeni Kanununun 306. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…” (2. HD, 26.05.2005, 2005/5695-2005/8245).

”…4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 308 / 1. maddesi uyarınca evlat edinilenin, evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olması şarttır.

Dosyada mevcut nüfus kayıt örneklerinden (25.12.1975) doğumlu davacı Ercan Başboğa ile (15.4.1993) doğumlu Bahar Gök arasındaki yaş farkının on sekiz yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca Türk Medeni Kanununun 306/ son maddesi uyarınca; “eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşım doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilir.”

Dosyamızda ise Ercan ve Bedriye (10.5.2001)’de evlenmiş olup, dava ise 10.10.2002 tarihinde açılmıştır. En az iki yıldır evli olma şartı ya da evlat edinecek eşin otuz yaşını doldurmuş olması koşulu gerçekleşmemiştir.

Türk Medeni Kanununun 308/ 1. maddesi ile 306/ son maddesinde öngörülen yasal şartların oluşmaması nedeniyle davanın reddi gerekirken mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”(2. HD, 24.01.2005, 2004/14968-2005/606).

Tek Başına Evlat Edinme

Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlat edinebilir (TMK m. 307/1).

Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi halinde, tek başına evlat edinebilir (TMK m. 307 / II).

Küçüğün Rızası ve Yaşı  

Evlat edinilenin, evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olması şarttır (TMK m. 308/ I). Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlat edinilemez (TMK m. 308 / Il). Vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlat edinilebilir (TMK m. 308/111). Birinci fıkradaki evlat edinilenin, evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olması şarttı, küçük, ergin veya kısıtlıların evlat edinilmelerinde tek başına ya da birlikte evlat edinme ayrımı yapılmaksızın evlat edinmelerin hepsinde aranacaktır. İkinci fıkra hükmüne göre ayırt etme gücüne sahip küçük rızası olmadıkça evlat edinilemez. Evlat edinilmeye rıza gösterip göstermeme kişiye sıkı surette bağlı bir hak olduğu için küçük adına bu uzanın yasal temsilci tarafından verilmesi söz konusu olamaz.

”…Davacı Hava Ç.’ın 27/ 3/ 2008 tarihinde Mehmet M. Ç.’a karşı açtığı davada, davalının 6/ 8/ 1999 doğumlu ikiz çocukların evlat edinmesine karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, davaya Aile Mahkemesi Sıfatıyla bakılmadığı anlaşılmıştır.

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4’üncü maddesinin birinci bendinde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısım hariç olmak üzere ikinci kitabı ile 3/ 12/ 2001 tarihli ve Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işlerde aile mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin hüküm getirilmiş bulunduğundan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren evlat edinme davalarında, görevli olan asliye hukuk mahkemesinin görevi, aile mahkemelerinin kuruluşuyla sona erdiğinden mahkemece davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu hususa dikkat edilmemiş olması doğru bulunmamıştır.

Diğer taraftan, Medeni Kanunun 316’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir”,

Aynı Kanunun 308’inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlat edinilemez”,

Hükümleri gereğince küçüklerin mahkemece dinlenmeleri, ilköğretim çağında olmaları nedeniyle ayırt etme gücüne sahip olup olmadıkları gözlenerek evlat edinilmeye rıza gösterip göstermediklerinin sorulması gerekirken, 7/ 5 / 2008 tarihli duruşmaya da katıldıkları halde beyanları alınmadan davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…” (2. HD, 30.11.2010, 2009/16483-2010/19941).

 

“…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacı İ.’nin davalı L. aleyhine açtığı davada, Rusya Vatandaşı olan eşinin kızı T.’yi evlat edinmesine ilişkin Rusya Federasyonu Dubovka İl Mahkemesinin 15.6.2005 tarih ve 2-605 / 05 sayılı kararının tenfızine karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

2675 say111 Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun 38 / c maddesinde tenfizi istenilen ilamın kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerektiği hükme bağlanmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 308/1. maddesindeki hükme göre evlat edinilenin evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olması şarttır. Evlat edinme ehliyet ve koşulları kamu düzenine ilişkindir.

Mahkemece, tenfizi istenilen yabancı mahkeme kararının Türk Medeni Kanununun 308. maddesindeki şartları taşımadığından Türk kamu düzenine aykırı olduğu hususu dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şeklide hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…”(2. HD, 12.04.2007, 2006/14063-2007/6141).

Son olarak karşılaştığımız en önemli sorulardan bir tanesi evlatlıktan red müessesesidir.

Evlatlıktan Red Davası, Evlatlıktan Reddetme, Evlatlıktan Red

Halk arasında yanlış bilinen ve genelde sıklıkla karşılaştığımız sözlerden bir tanesi “seni evlatlıktan reddedeceğim” dir. Hiçbir anne ve baba çocuğunu evlatlıktan reddedemez. Buna ilişkin bir dava da yoktur. Dolayısı ile şuan için Türk Hukukunda evlatlıktan reddetme müessesesi bulunmamaktadır. Ancak buna çok benzer bir durum vardır. O da mirasçılıktan çıkarma dır. Bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 510-513. Maddelerinde düzenlenmiştir. Burada da mirastan çıkarma sadece miras bırakanın tasarrufunda olmayıp, kanunda sayılan şartların varlığı gerekmektedir.

TMK m. 510’da sayılan bu haller şunlardır:

1) Mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi,

2) Mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın ailesindeki fertlere karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması.

Ancak mirasçılıktan çıkarılsa bile mirastan çıkarılanın kendi alt soyu varsa miras hakkı kendisi mirasçılarından önce ölmüş sayılarak onlara kalacaktır. Örneklerdirmek gerekirse; kanunda sayılan nedenlerle baba çocuğunu mirasçılıktan çıkarabilir. Ancak mirastan çıkarılan çocuğun bir oğlu daha varsa miras hakkı ona devredecektir. Yani baba evladını mirasçılıktan çıkarsa bile torunu hak sahibi olacaktır. Görüldüğü gibi evlatlıktan red gibi bir durum olmadığından miras hakkı her halükarda evladının çocuğuna kalmaktadır.

 

 

 

 

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Boşanma davaları çok fazla teknik ve pratik bilgi gerektiren davalardır. İnternet ortamında bulacağınız hiçbir dilekçe tam anlamıyla istediklerinizi ifade etmeye yeterli olmayabilir. Tarafımızca paylaşılan örnek boşanma davası dilekçesi de sadece şablon olarak verilmektedir. Hukuka uygun gerekçelerin ve delillerin sunulmasının uzman kişilerce yapılmalmasını tavsiye ederiz.

Örnek boşanma dava dilekçesi 2020

Örnek boşanma dava dilekçesi 2020

 

… NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

 

DAVACI       : İsim TC Adres

DAVALI        : İsim TC Adres

KONU                       : Evlilik birliğinin temelinden sarsılması yahut zina yahut diğer sebeplerle maddi manevi tazminat, nafaka, velayet, boşanma taleplerimiz hakkındadır.

AÇIKLAMALAR

Bu kısım dilekçede oldukça önemlidir. Boşanmanın sebebi doğru olarak belirlenmeli ve o sebep ışığında açacağınız dava da evliliğin geçmişi, yaşanan olaylar hakkında detaylı bilgi verilmelidir. Örneğin;

Davalı ile … tarihinde evlendik. Birbirimizi severek evlenmemize rağmen evliliğin ilerleyen evrelerinde yaşadığımız problemler evlilik birliğimizi temelinden sarstı ve tarafım açısından evliliği çekilemez hale getirmiştir. Bu problemlere örnek olarak şunlar söylenebilir:

Burada yaşanan problemler detaylı bir şekilde anlatıldıkran sonra karşı taraftan neler isteniyorsa onlar açıklanmalıdır.

TALEP VE SONUÇ: Yukarıda arz ve izah edilen ve de resen araştırılacak nedenlerle davalı ile boşanmamıza, … maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine, aylık … TL nafakaya öncelikle tedbiren dava sonunda ise yoksulluk nafakası olmak üzere hükmedilmesine, müşterek çocukların velayetlerinin tarafıma verilmesine, çocuklar için … aylık nafakaya öncelikle tedbiren sonrasında iştirak nafakası olmak üzere hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederim.  Tarih

Davacı İsim İmza

Boşanma Davalarında Kadın İçin Bekleme Süresinin Kaldırılması Davası

Boşanma davaları kesinleştikten sonra kadınlar hemen evlenememektedir. Kanun koyucu bu süreye iddet süresi adını vermektedir.

Boşandıktan ne kadar süre sonra evlenebilirim?

Bu soru tarafımıza sıklıkla sorulmaktadır. Erkekler için sınırlama yoktur. Boşanmanın hemen akabinde yeni bir evlilik yapabilirler. Ancak kadınlarda durum daha farklıdır. Kadının her ne sebeple (boşanma, evliliğin butlanına hükmedilmiş olması, eşinin ölmesi) olursa olsun önceki evliliğinin sona ermesinden sonra soybağı karışıklıklarının önlenmesi amacıyla belirli süre içinde evlenmesi yasaklanmıştır. Kanun yasak olan bu süreye iddet süresi adını koymuştur.

Bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin düzenlemesine göre;

“Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe evlenemez (m. 132/1). Doğurmakla süre biter (m.132/2). Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır (m.132/3).”

Görüldüğü üzere kadınlar boşanmanın üzerinden üç yüz gün geçmedikçe evlenemezler.

İddet – Bekleme süresi ne zaman başlar?

Kadının bekleme süresinin başlangıcı ile ilgili 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 26. maddesi; “Kadının bekleme süresi, mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade eder.” şeklindedir. Yani boşanmanın karara çıkmış olması yeterli değildir. Aynı zamanda kararın kesinleşmesi de önemlidir.

Evlendirme Yönetmeliğinin 15/c Maddesi

Konu evlendirme yönetmeliğinin 15/c maddesinde de;

“Kadın için kanuni bekleme süresinin dolmamış olması;

Boşanmış, evliliğin butlanına hükmedilmiş veya kocası ölmüş kadın, boşanma veya evliliğin butlanına dair mahkeme kararı veya kocasının ölüm tarihinden itibaren üç yüz gün geçmedikçe yeniden evlenemez. Ancak kadın üç yüz günlük süre dolmadan önce doğum yaptığı veya mahkemece bu sürenin kısaltılmasına veya kaldırılmasına karar verildiği takdirde, kadın için bekleme süresi ortadan kalkar.” şeklinde düzenlenmiştir.

Konuyla ilgili bir hüküm de “Evliliğin feshi veya iptal tarihi, kararın kesinleştiği tarih olup, Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü üç yüz günlük kanuni bekleme süresi bu tarihten itibaren başlar.” şeklindeki Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 101. maddesinin 1. cümlesi hükmüdür.

Bu dava HMK 382/2, b/4 hükmünce çekişmesiz yargı işlerindendir.

 

 

Anlaşmalı Boşanma Davaları

 

Anlaşmalı boşanma davaları TMK’nin, “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.” şeklindeki 166/3. maddesinde düzenlenmiştir.

Anlaşmalı Boşanma

Anlaşmalı Boşanma

Anlaşmalı boşanmanın şartları nelerdir?

Görüldüğü gibi evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı konusunda taraflar anlaşmış olmalıdır. Bu konuda “tarafların ikrarı hakimi bağlamaz” hükmü uygulanmayacaktır. Bu sebeple de hakim başkaca hiçbir hususu araştırmayacak, soru sormayacak ve boşanmaya karar verebilecektir. Ancak boşanma kararı verilebilmesi için; hakim tarafları dinlemeli ve bu kararı baskı altında vermediklerine ikna olmalıdır. Ayrıca boşanmanın mali hususları ve çocukların durumları ile ilgili de düzenlenen şartları uygun bulmalıdır. Görülmektedir ki eğer taraflar duruşma esnasında kabul ederlerse hakim protokol şartlarında değişiklik yapabilecektir. Eğer hakim şartları uygun bulmaz ve taraflar da hakimin önerdiği şartları kabul etmezse anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

Yargıyat’a göre anlaşmalı boşanma davasında temyiz halinde davaya çekişmeli boşanma olarak devam edilmelidir.

Anlaşmalı boşanma davalarında hakim ne sorar?

Anlaşmalı boşanma davalarında düzenlenen protokol önceden mahkemeye sunulmuş olacağından hakim ptorokol de uygun bulmadığı hususları taraflara sorabilir. Ve anlaşılırsa hakim gerekli düzenlemeleri yapabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta mahkemeye gidildiğin de ne olursa olsun tarafların anlaşma sağlamış olmasıdır. “Ben duruşmaya çıkayım, hakim nasıl isterse öyle karar verir” mantığı burada geçerli değildir. Prokololü usulüne uygun bulan hakim taraflara protokolü özgür iradeleri ile kabul edip etmediklerini sorar ve boşanmaya karar verir.

Mal Rejiminin Tasfiyesine İlişkin Davalarda Yetkili Mahkeme

Mal paylaşımı davaları hangi mahkemede açılır?

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetkili mahkeme Hukuk Muhakameleri Kanununun 214. madde hükmünce belirlenmiştir. Maddenin düzenlemesine göre, eşler veya mirasçılar arasında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:

  1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi

2.Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,

3.Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi

Maddenin 1. bendine göre, mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi mal rejiminin tasfiyesinde yetkili mahkemedir.

Mal Rejiminin Tasfiyesine İlişkin Davalarda Yetkili Mahkeme

Mal Rejiminin Tasfiyesine İlişkin Davalarda Yetkili Mahkeme

 

Maddenin 2. bendine göre, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme, mal rejiminin tasfiyesinde yetkili mahkemedir. Bu konuda boşanma davalarının nerede açıldığı ile ilgili yazdığımız makalelerimizi okuyabilirsiniz. Ayrıca da belirtmek gerekir ki; boşanma davaları aile mahkemelerinde açıldığından mal paylaşımına yönelik davalarda boşanma davalarının açıldığı yer aile mahkemelerinde açılır.

Boşanma davam kesinleşti, mal paylaşımını nasıl yapabilirim?

Boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme TMK’nin 168. maddesinde düzenlenmiş olup, boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Buna göre, boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yerinde açılmışsa oradaki mahkeme mal rejiminin tasfiyesi açısından da yetkili olacaktır. Boşanma davası eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılmışsa oradaki mahkeme mal rejiminin tasfiyesi açısından da yetkili olacaktır.

Burada önemli olan boşanma davasının nerede açıldığı değil, nerelerde açılabileceğidir. Yani boşanma davası kesinleştikten sonra mal paylaşımı davaları boşanma davasının açıldığı yerden bağımsızdır.

Bu görüşün gerekçesinden hareketle boşanma davası açan ya da aleyhine boşanma davası açılan eş tarafından eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde de tasfiye davası açılabileceği sonucuna ulaşılabilir.

Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer (TMK m. 156). Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 160). Bu hükümlerden çıkan sonuç, evliliğin iptaline karar verilmesi olasılığında da mal rejiminin tasfiyesinde yetkili mahkeme, yukarıda belirlenen boşanma davasında yetkili mahkeme olacaktır.

 

Mal ayrılığı nasıl olur?

Hakim tarafından mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi durumunda, bu davada yetkili olan mahkeme, mal rejiminin tasfiyesi açısından da yetkili olacaktır. Yukarıda incelendiği gibi TMK’nin 206. maddesi hükmüne göre, haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına düşmesine karar verebilir. Hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi halinde TMK’nin 212. maddesine göre önceki mal rejimi tasfiye edilecektir. Bu davada yetkili mahkeme TMK’nin 207. maddesinde düzenlenmiş olup, madde hükmüne göre, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir. Bu mahkeme mal rejiminin tasfiyesinde de yetkili mahkeme olacaktır.

TMK’nin 214. maddesinin 3. bendi, HMK’nin 6 (HUMK 9). maddesine paralel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre, mal rejiminin diğer sona erme nedenlerinden dolayı tasfiye edilmesi olasılığında yetkili mahkeme davalı eşin yerleşim yeri (genel yetkili HMK m. 6, HUMK m. 9) mahkemesidir.

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında (mal rejiminin ölümle sona ermesi durumu dışında dışında) yetki kesin yetki değildir.

SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME NEDENİYLE BOŞANMA DAVALARINA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davalarına ilişkin olarak Yargıtay’ın verdiği birkaç emsal kararı sizlerle paylaşıyoruz:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi         

2019/1543 E.  ,  2019/4269 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVALI (KISITLI) : …
VASİ : …
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı kadın dava dilekçesinde suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m.163) ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m.166/1) hukuki sebeplerine dayalı olarak boşanma talep etmiş, mahkemece kısa kararda, “Davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına” karar verilmek sureti ile her iki dava kabul edildiği halde, hükmün gerekçesinde dava evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davası olarak nitelendirilerek, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca boşanma kararı verildiği belirtilerek, gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulmuştur (HMK m.297). Gerekçe ile hüküm arasında oluşan çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 09.04.2019

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat sürme Nedeni ile boşanma Yargıtay Kararları

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat sürme Nedeni ile boşanma Yargıtay Kararları

Ankara Nafaka Avukatı ile ilgili soru ve önerilerinizi Ankara Boşanma Avukatı Tülin Babaoğlan’a danışabilirsiniz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi         2017/4602 E.  ,  2018/14854 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; davasının yalnızca Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. hukuki sebebine dayalı olarak kabul edilmesi, Türk Medeni Kanunu’nun 161. ve 163. maddeleri hukuki nedenine dayalı boşanma taleplerinin reddi, kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönünden, davalı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi, tedbir ve yoksulluk nafakası, kadın yararına vekalet ücreti takdiri ile kendi yararına vekalet ücreti verilmemesi yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 18/12/2018 günü duruşmalı temyiz eden davacı … vekili Av. … ile karşı taraf duruşmalı temyiz eden davalı … ve vekili Av. … geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının münhasıran Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesine dayalı boşanma talebinin reddine yönelik temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacı kadın, zina (TMK m. 161), haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163) ve evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine (TMK m. 166/1) dayalı olarak da boşanma talebinde bulunmuş mahkemece kadının zina (TMK m. 161) sebebine dayalı boşanma talebinin reddine, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca açılan davasının ise kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Mahkemece; davalı erkeğin, evlilik devam ederken, Ş. isimli kadınla ilişkisinin olduğu, eşine karşı sadakatsiz davrandığı ancak halen eylemin devam ettiğine ilişkin kesin kanıtlar bulunmadığı, tanıkların beyanlarında yer ile zaman mefhumunun belirtilmediği, erkeğin ilişkisi olan kadının hamile olduğunun da ispatlanamadığı gerekçeleriyle davacı kadının zina sebebiyle açılan davasının reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, gerek tanık olarak dinlenen ortak çocuk Burak’ın gerekse diğer tanık …’in anlatımları ile davacı tarafından dosyaya sunulan, davalı ile bir başka kadının farklı farklı mekanlarda ve zamanlarda çektirdiği anlaşılan ve davalının olağanın dışındaki samimi pozlarını içeren fotoğraflar hep birlikte değerlendirildiğinde, davacı kadın tarafından davalı erkeğin zinasının ispatlandığının kabulü gerekir. O halde davacı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma talebinin de kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre, davacı kadının Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine dayalı boşanma talebi yönünden yeniden hüküm kurulması zorunlu hale gelmekle kadının diğer, erkeğin ise tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, bozma kapsamı dışında kalan davacı kadının Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesine dayalı boşanma talebine yönelik temyiz itirazlarının ise reddiyle buna ilişkin hükmün yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1.630 TL vekalet ücretinin Mehmet’den alınarak Hanife’ye verilmesine, 1.630 TL vekalet ücretinin Hanife’den alınarak Mehmet’e verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.12.2018(Salı)

 

SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME NEDENİYLE BOŞANMA DAVALARI

Suç işleme ve “haysiyetsiz hayat sürme” nedeni ile boşanma davaları Türk Medeni Kanunu’nun 163. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede “Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.” Hükümlerine yer verilmiştir. Bu sebep özel boşanma sebeplerinden bir tanesidir.

Görüldüğü gibi burada kanun eşlerden birisine karşı tarafın suç işlemesi yahut haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinde boşanma davası açma hakkı vermiştir. Ancak sadece bu şartların olması yeterli olmayıp bu durumun aynı zaman da diğer eş için evliliği devam ettiremeyeceği noktaya getirmesi şarttır. Yani bu iki olgunun varlığı yanında, boşanmak isteyen eş artık bu olgulara dayanamayacak ve evliliği devam ettiremeyecek noktaya gelmesi gerekmektedir. Bu hallerde boşanma isteyen kişi davasını süre sınırlaması olmadan her zaman açabilecektir.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davaları

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davaları

Eski Medeni Kanunu’muzda bu madde yerine terzil edici cürüm ibareleri kullanılmaktaydı. Yeni kanunumuz ile birlikte bu yüz kızartıcı suç ibaresi daha da genişletilmiş olmaktadır. Bu boşanma sebebinde en önemli durum boşanmak isteyen eş açısından bu olguların evliliği çekilmez noktaya getirme şartıdır. Somutlaştırmak gerekirse, kendisi de hırsız olan bir kişi eşi hırsızlık yaptı diye bu sebeple boşanma davası açamayacaktır. Yahut ikisi de dolandırıcılık ile hayatlarını idame ettiriyor iseler taraflardan birisi diğer eş suç işledi diyerek boşanma davası açamayacaktır.

Haysiyetsiz hayat sürme kavramı ise daha çok yaşadığımız toplumun ahlak ve kültürel değerleri ile ilgilidir. Bu kavramın kesin ve net çizgileri yoktur. Ancak genel Türk toplumunun örf ve adetinde metres hayatı yaşayan yahut sürekli başka kadınlarla ilişkide olan kişilerin haysiyetsiz hayat sürdüğü Yargıtay kararlarımızca benimsenmiştir. Görüldüğü üzere bu davalar da uzmanlık gerektirmektedir. Bu sebeple boşanma davanızı açmadan önce boşanma sebebinizi doğru belirlediğinizden emin olmanızı tavsiye ederiz.

Haysiyetsiz Hayat sürme nedeni ile boşanma davalarının Yargıtay Karar örneklerini incelemek için buraya tıklayarak Haysiyetsiz Hayat Sürme Yargıtay Kararını inceleyebilirsiniz.

BOŞANMA DAVALARINDA MAL PAYLAŞIMI

Boşanma davalarında mal paylaşımı sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birtanesidir. Bu konuya özet hali ile değinmek istiyoruz.

Boşanma davalarında malların paylaşımı nasıl olur?

01.01.2002 tarihinden itibaren Türk Medeni Kanunu’muz eşler arasındaki yasal mal rejimini edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul etmiştir. Medeni kanun’un 218 ile 241. Maddeleri arasında düzenlenen hükümlere göre taraflar aralarında başkaca mal rejimlerinden birisini kabul etmemiş ise edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaklardır.

Boşanma Davalarında Mal Paylaşımı

Boşanma Davalarında Mal Paylaşımı

Edinilmiş Mal rejiminde edinilmiş mal ve kişisel mal olmak üzere iki tür mal vardır. Bu iki tür mal dışında eşler arasında paylı mülkiyette söz konusu olabilir. Ancak burada en önemli husus belirli bir malın sadece kendisine ait olduğunu iddia eden kimse onu ispat etmekle yükümlüdür.

Çalışmayan eş mallar üzerinde hak iddia edebilir mi?

Edinilmiş mallara katılma rejiminin en belirgin özelliklerinden bir tanesi malların paylaşımı esnasında tarafların çalışıp çalışmadığına bakılmamasıdır. Yani çalışmayan eş de mallar üzerinde hak sahibidir.

Mal Rejimi ne zaman sona erer?

Edinilmiş mallara katılma rejimi aşağıdaki hallerde sona erer:

  • Eşlerden birinin ölmesi halinde
  • Eşlerin benimsedikleri mal rejimini değiştirmeleri halinde
  • Mal ayrılığına geçilmesi halinde
  • Boşanma ve evliliğin iptali davalarının açılması halinde

 

Mal Rejiminin sona ermesinin sonuçları nelerdir?

Mal rejiminin sona ermesi ile birlikte eşler birbirlerinde bulunan mallarını geri alırlar.Eşler arasında paylı mülkiyet söz konusu ise Medeni Kanun hükümlerince bu durum çözümlenir. Karşılıklı borçlar düzenlenir. Eşlerin diğer eşin üzerine kayıtlı malların düzenlenmesine, iyileştirilmesine, korunmasına yönelik olarak yaptıkları katkıyı geri alırlar. Bununla beraber kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme yapılır. Ekleme ve denkleştirmeden sonra artık değere katılma alacaklarını alırlar. Bu şekilde mal rejiminin tasfiyesi sonucunda tarafların katılma alacakları hesaplanacaktır.

Görüldüğü üzere bu konular fazlaca uzmanlık gerektirmektedir. Bu hakların talep edilmesi için de mutlaka dava açılması gerekmektedir. Boşanma davası ile talep edilen mal rejimine ilişkin haklar dosyadan tefrik edilecek ve ayrı bir esasa kaydedilecektir.
Ankara Nafaka AvukatıEğer ki nafaka, Tazminat ile ilgili soru ve önerileriniz var ise online chat bölümünden Ankara Boşanma Avukatı Tülin Babaoğlan’a soru ve önerilerinizi danışabilirsiniz.