CEBİR İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

 Cebir suçuna ilişkin örnek Yargıtay Kararlarını sizlerle paylaşıyoruz.

    1. Ceza Dairesi 2004/7185 E., 2006/9855 K.

      Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak; sanığın, eşini telefonla rahatsız eden yakınanı, elini belindeki tabancaya atıp “seni vurayım mı ?” diyerek silahla tehdit etmesi eyleminin 765 sayılı TCY.nın 191/2, 51. (5237 sayılı YTCY.nın 106/2, 28) maddelerine uyduğu, gözetilmeden suçun niteliğinde yanılgıya düşerek 191/son maddesinde öngörülen basit tehdit kabulüyle şikayet yokluğundan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi,Yasaya aykırı ve Üst C.Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 24.4.2006 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
En İyi Ceza Avukatı Ankara Avukatlarından Tülin Babaoğlan’dan randevu almak için iletişim bölümünden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Cebir İle İlgili Yargıtay Kararları

Cebir İle İlgili Yargıtay Kararları

YARGITAY
5. Ceza Dairesi 2006/32 E.N , 2006/427 K.N.

İlgili Kavramlar

HÜKÜMLÜ MÜDAFİ
IRZA GEÇME
KIZLIK BOZMA
MADDİ CEBİR
MEFRUZ CEBİR

İçtihat Metni

Irza geçme suçundan hükümlü …… ……’ın hakkında 5237 sayılı TCK.nun uygulanıp uygulanamıyacağı ile ilgili olarak, (ANKARA) 2.Çocuk Mahkemesinden verilen 16.06.2005 gün ve 2003/223 Esas, 2003/182 sayılı Ek Kararın Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

cebir-yargitay-karari

cebir-yargitay-karari

Davanın esasını çözen veya bunda değişiklik yapan sonuç kararlar duruşma dışında verilmiş olsalar bile temyiz edilebileceği ve bu nedenle hükümlü müdafiinin isteminin temyiz niteliğinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;

5237 sayılı TCK.nun 103/1-a maddelerinde mefruz cebirin unsur olarak yer almasına ve aynı yasanın 103/4.maddesinin ise yalnızca maddi cebiri ifade etmesine göre; olayda maddi cebirin veya tehditin gerçekleştiğini gösterir deliller ortaya konmadan TCK.nun 103/4.maddesi ile artırım yapılması.

Sanık hakkında ilk hükümde 765 sayılı TCK.nun 418.maddesinin uygulanmış olması karşısında, kızlık bozmanın 5237 sayılı TCK.nun 103/6.maddesinin uygulanmasını gerektirir nedenlerden olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Dairesinden görüş alınıp, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden anılan madde ile artırım yapılması.

Sanığın mağdurenin amcası olduğuna dair beyanlar karşısında 5237 sayılı TCK.nun 103/3.maddesinin uygulanabilirliği açısından buna ilişkin nüfus aile kayıt tablosunun getirtilmesi gerektiğinin gözetilmemesi.

5252 sayılı Yasanın 9/3 ve CMK.nun 34 ve 230 maddeleri uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle tespit edilmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi, gerektiğinde duruşma açılıp tüm bunların gerekçeleride  belirtilerek hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi.

Kanuna aykırı, hükümlü müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan kararın bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321.maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 01.02.2006 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

 

CEBİR

Cebir Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanunun 108. Maddesine göre ‘’Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması hâlinde, kasden yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur’’.

Kanun maddesinde de oldukça açık bir şekilde düzenlenmesine rağmen şunlar söylenebilir ki cebir, failin bir başkasına karşı bir şey yapması, yapılmasına müsaade etmesi veya ihmali harekette bulunması için şiddet kullanmasıdır. Bu sebepten de cezası kasten yaralama üzerinden arttırılarak verilmektedir. Hukuk sistemine göre kişi kendi başına düşünme, değerlendirme, başkalarına zarar vermemek kaydıyla istediğini yapma veya yapmama özgürlüğüne sahiptir. İşte cebir de kişinin bu özgürlüğü artık bulunmamakta, kısıtlanmaktadır. Hukukumuz ve kanunlarımız da kişilerin bu özgürlüğünü korumak adına cebir suçunu cezaya bağlamıştır.

Cebir Nedir? 1

Cebir suçu genel bir suçtur. Ancak cebirin belli amaçlar için kullanılması halinde başka suçlar sözkonusu olabilir. Çünkü bu durumda fiilin başka hukuki menfaatlere zarar vermesi ağır basmakta, bir başka suç cebir suçunun yerini almaktadır. Örneğin kişiye karşı işlenen cinsel saldırı suçunda artık cebir suçu ortadan kalkmaktadır. Bir anlamda cinsel saldırı suçu kendi içerisinde cebiri barındırmaktadır. Bu sebeple bu örnekte kişiye ayrıca cebirden dolayı ceza verilmemektedir.

Cebir bazen bir başka suçun ağırlatıcı sebebi de olmaktadır. Bu durumda ayrıca cebir suçundan ceza verilmez.(md.116/4, 103/4)     Suçun faili ve mağduru her gerçek şahıs olabilir. Cebir suçu, tehlike suçudur. Çünkü suçun gerçekleşmesi için failin amacına ulaşması şart değildir. Mağdurun zorlanması kafidir. Örneğin cebir kullanarak özgürlüğü kısıtlanan mağdura bir şey yaptırılmaya çalışılıyor ise o yapılması istenen olgu yapılmamış ise dahi cebir suçu işlenmiş sayılır.

Cebir suçunun maddi unsuru nedir?

Cebir suçunun maddî unsuru failin mağdura karşı bir şeyi yapması veya yapılmasına izin vermesi veya yapılmasına hareketsiz kalması için baskı yapmasıdır. Sözgelimi yasalara aykırı olarak bir konuda hareket etmeye zorlamak gibi.

Kanun suçun gerçekleşmesi için belli amaçla cebirin kullanılmasını kafi saymakta, failin amacına ulaşmasını aramamaktadır. O halde cezalandırılan fiil soyut cebirdir. Yargıtay Ceza Genel kurulu sanığın müdahil jandarma komutanına lehimize hareket etmezsen ayağına karpuz kabuğu koyarız demesinde cebir görmüştür. Cebir ve tehdit kavramları için daha önce belirtilenler burada da geçerlidirler. Mağdurun düşünme, karar verme, icraata koyma ve hareket etme kabiliyetini ortadan kaldıran herşey cebirdir.

Yargıtay mağdura bir daha Adem’i yanında görürsem seni de Adem’i de öldürürüm sözünü suç saymıştır. (2.  C.D.   9.4.1991-3153/4104). Bir başka kararında kızını kaçıracağım, davacı olursan seni öldürürüm sözünde cebir görmüştür. (4.  C.D. 2.6.1992-3408/4080).

Cebir suçunun maddi unsuru nedir

Cebir suçunun maddi unsuru nedir

 

Cebir mi, tehdit mi?

Ankara Ceza Avukatı Tülin Babaoğlan Anlatıyor

“Cebir ile tehdit” arasında ince bir çizgi vardır. Eğer bir şeyin yapılması veya yapılmamasına müsaade edilmesi veya engellenmemesi şartı yoksa fiil tehdit olacaktır. Yargıtay sen bahçeye girersen oraya seni gömerim sözünde cebir(şartlı tehdit) vardır demiştir.(2.  C.D. 18.5.1949-5277/5386).  Yani buradan da cebirin aslında şartlı bir tehdit olduğunu görüyoruz. Yapmakla tehdit edilen şey bir şarta bağlanmaktadır. Görüldüğü üzere arada çok ince çizgi bulunmaktadır. Bu sebeple ceza davalarınız açısından mutlaka ceza avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederim.

En İyi Ceza Avukatı ‘nı İnternet üzerinden araştırarak bulabilirsiniz.

Tüm suçlar gibi cebir ve tehdit suçu da iradeyi sıkıntıya sokan, zorlayan fiillerdir. Cebir ve tehdit herkese karşı icra edilebilir. Arkadaşlık, akrabalaık ilişkileri bu suça etki etmez. Meselâ A’nın, B’ye, işlemiş olduğu suçun polise bildirilmesi halinde,oğlu C’yi öldüreceğini söylemesi halinde olduğu gibi.

Cebir hukuka aykırı olmalıdır. Hukuka uygunluk sebebi var olduğu zaman fiil suç teşkil etmez. Bu sadece cebir suçu ile ilgili değil Türk Ceza Kanunu ile ilgili genel bir kaidedir. Gerçekten hukuk düzeni bazen faile güç kullanmak yetkisi verebilir. Bu durumda fiil suç değildir. Meselâ bir suçun işlenmesini önlemeye, işlenmekte olan bir suçun devamına son vermeye herkes yetkili kılınmıştır. Keza cebir ve tehdidin intihar eden birisine karşı kullanılmasında da durum aynıdır. Bu durumlarda zaruret halinin şartları gerçekleşmelidir.

Örneğin Medenî Kanunun 981 ve Borçlar Kanunu’nun 52/3. Maddelerinde düzenlenmiş bulunan zilyetliğin korunmasına yönelik cebir ve şiddetler de hukuka uygun olan cebir ve şiddetlerdir. Eğer cebir hukuka uygun ancak ahlaka aykırı bir fiile son vermek için kullanılmışsa suç teşkil eder.

Cebir suçu mağdurun bir şey yapması veya yapmaması için zorlandığı veya tehdit edildiği an tamamlanır. Failin mağdura istediğini yaptırması gerekmez.

Cebir Suçunun Manevi Unsuru nedir?

Cebir suçu ancak kasten işlenebilir. Fail cebire bilerek ve isteyerek başvurmalıdır. Dolayısıyla cebir suçunun manevi unsurunu kast oluşturmaktadır.

Cinsel Şantaj

ŞANTAJ SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

  • Cinsel ilişkiye ait görüntüleri internette ifşa edeceğini söylemek şantaj suçunu oluşturur. Buna ilişkin Yargıtay Kararından birkaçını sizlerle paylaşıyoruz.
Şantaj Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları

Şantaj Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları

YARGITAY 4. Ceza Dairesi
Esas: 2013/39185
Karar: 2015/1243

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Sanık hakkında hakaret suçundan verilen beraat kararı yönünden;

Eyleme ve yükletilen suça yönelik katılan Tülin Kurutaş vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,

2-Sanık hakkında şantaj suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyize gelince; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın katılan ve kızı P… ile rızaen girdiği cinsel ilişkiye ait görüntüleri gerek katılanın akrabalarına gerekse internet üzerinde ifşa edeceğini söyleyerek 2003 yılından şikayet tarihi olan 18.01.2008 tarihinde kadar olan süreç içerisinde önce küçük miktarlarda, daha sonra da katılanın banka kredisi çekip ziynet eşyalarını bozdurmasına sebep olacak şekilde büyük miktarda paraların kendisine verilmesini bilahare katılanın malvarlığını ele geçirmeye yönelik noterden adına kayıtlı gayrimenkullerin devri için vekaletname verilmesini sağladığı, katılanın ilk verdiği vekaletnameden bir saat sonra sanığı azletmesi sonrası ikinci ve üçüncü vekaletnameleri yine katılanı aynı şekilde zorlayarak aldığı, üçüncü vekaletmeyi aldığı gün katılana ait 800.000 tl değerindeki taşınmazların üçüncü bir şahsa gayrımenkul satış vaadi sözleşmesiyle noterden devrini vaaddettiği ve bu bedeli tahsil ettiği, katılanın Cumhuriyet Savcılığına şikayeti sonrası hukuk mahkemesine açtığı dava ile gayrımenkul satış sözleşmesini iptalini sağlamak zorunda kalması biçiminde gerçekleştiği mahkemece de kabul edilen olay bütünlüğü içerisinde sanığın;

Eylemini 5 yıl gibi bir süreç içerisinde ısrarla, yoğun kast altında herhangi bir pişmanlık sergilemeyerek gerçekleştirdiği, elde ettiği menfaatlerin miktarları da gözetildiğinde temel ceza ile TCK’nın 43. maddesi uyarınca yapılacak artırım miktarının üst sınıra yakın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, katılan T… vekili ve sanık U… müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Ankara Ceza AvukatıTülin Babaoğlan Yılmaz Ankara’da Ceza Avukatı olarak faaliyet göstermektedir. Eğer Şantaj, Cinsel Suç ile ilgili Ankara’da Avukat ihtiyacınız var ise Tülin Babaoğlan’dan destek alabilirsiniz.

T.C
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2015 / 5128
KARAR NO: 2016 / 10207
KARAR TARİHİ: 15.06.2016

BİLGİ SAYAR TAMİRCİSİNİN, MÜŞTERİSİNİN BİLGİSAYARINDAKİ ÖZEL YAŞAM GÖRÜNTÜLERİNİ KOPYALAYIP ŞANTAJ YAPMASI.



Dava ve Karar: Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve şantaj suçlarından sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar ….ve …. müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar ….. ve ….müdafii ile katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Oluşa ve dosya kapsamına göre; mağdurun, doktor olarak çalıştığı özel hastanede farklı kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği esnada gizlice kaydettiği görüntüleri bilgisayarına depoladığı ve 2010 yılı içerisinde arızalanan bilgisayarının tamiri için sanık …’ın çalışmakta olduğu firmayla anlaştığı, sanık …’ın mağdura ait bilgisayarı tamir ederken, mağdurun cinsel içerikli görüntülerini fark edip, kişisel hard diskine bu görüntüleri kopyaladığı ve adı geçen sanığın firmadan ayrıldığı 2012 yılında, arkadaşları olan diğer sanıklar ….. ve ….ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, mağdurdan görüntüleri iade etme karşılığında para talep edip, aksi takdirde görüntüleri yayacakları tehdidiyle mağdura şantaj yaparak, söz konusu görüntüleri CD’ler halinde çoğalttıkları ve sanıkların 15.06.2012 günü kolluk görevlilerince yakalandıkları olayda,

Sanık …’ın mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle ele geçirip, birlikte hareket eden sanıklar tarafından şantaj suçunda kullanılmak için çoğaltılan mağdurun cinsel mahremiyetine ilişkin görüntülerin, mağdurun özel yaşam alanı kapsamında bulunduğu gözetilerek ve TCK’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler de nazara alınarak, görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı sanık …’ın TCK’nın 134/1-2, 137/1-b; TCK’nın 37/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 134/1-2; sanıklar …. ve ….i’nin TCK’nın 37/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 134/1-2. maddeleri gereğince ve anılan suç açısından 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 81. maddesi ile yapılan değişiklikler de dikkate alınarak, şantaj suçundan dolayı sanıkların TCK’nın 37/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 107/2. maddesi atfıyla 107/1. maddesi uyarınca ve her iki suçtan temel cezalarda asgari hadden uzaklaşılmak suretiyle mahkumiyet hükümleri kurulması gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanıklar hakkında TCK’nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan dolayı mahkumiyet hükümleri kurulması ve gerek verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme gerek şantaj suçlarından hükmedilen temel cezaların asgari hadden tayin edilmesi,

2- TCK’nın 51/1-(b) maddesi uyarınca, sanıkların suçları işledikten sonra yargılama sürecinde pişmanlık duyup duymadığı irdelenip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamına uygun düşmeyen ve kanundaki ibarelerin tekrarına dayalı gerekçelerle sanıklara hükmolunan hapis cezalarının ertelenmesine karar verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de:

Sanıklar hakkında şantaj ve sanıklar ….. ve …. hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından dolayı hükmedilen kısa süreli hapis cezalarının ertelenmiş olması karşısında TCK’nın 53/4. maddesi gereğince aynı maddenin birinci fıkrasında öngörülen hak yoksunluklarına hükmedilmeyeceğinin ve sanık … hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan dolayı hükmedilen uzun süreli hapis cezasının ertelenmiş olması karşısında TCK’nın 53/3. maddesi gereğince sanık …’ın kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından yoksun bırakılamayacağının gözetilmemesi,

3- Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

4- Adli emanete alınan eşyalar hakkında bir karar verilmemesi,

SONUÇ: Kanuna aykırı olup, sanıklar ….. ve ….müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA,15.06.2016 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

ŞANTAJ

 Türk Ceza Kanunu’nda Şantaj suçu nasıl düzenlenmiştir?

Türk Ceza Kanu’nun 107. maddede kanun şantaj suçunu düzenlemiştir. Madde hükmü şu şekildedir:

“Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Türk Ceza Kanunu’nda Şantaj suçu nasıl düzenlenmiştir? | Şantaj suçunun unsurları nelerdir? Ankara Ceza Avukatı Avukat Tülin Babaoğlan Anlatıyor...

Türk Ceza Kanunu’nda Şantaj suçu nasıl düzenlenmiştir? | Şantaj suçunun unsurları nelerdir? Ankara Ceza Avukatı Avukat Tülin Babaoğlan Anlatıyor…

Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre ceza hükmolunur.”

Kanun bir kimsenin bir başkasına şantaj yoluyla bir şeyi yapmaya veya yapmamasına yada haksız yere çıkar elde etmesini zorlamasını cezalandırmıştır. Suçu unsurları bakımından tehditten ayırt etmek gerekir. Tehditte failin yasal bir hakkı kullanması söz konusu değildir. Kendi istediklerine yönelik olarak bir harekete geçilmesi için davranır. Ancak temel ayırt edici husus şantaj da failin yasal haklarını kullanmak ya da kullanmamak için bu hareketi yapmasıdır. Bu husus oldukça önemlidir bu sebeple de bu konularda mutlaka alanında uzman ceza davaları ile ilgilenen sizlere göre belirlenen en iyi avukatlarla çalışmanız tavsiye edilir.

Failin kendisi veya bir başkası içinde çıkar elde ediyor olabilir. Mağdur failin zorlamaları sonucunda zarar görmek ikilemi ile  karşı karşıyadır bu ya failin istediğini yapmak veya yapmamak arasındadır. Söz konusu zarar mağdurun normalde yapma veya yapmama hakkı olan bir şeyin aksini yapması sonucu ortaya çıkar. Örneğin karşı taraf bulunduğu ve yaşadığı topluma göre uygunsuz bir harekette bulunmuştur, bu durumda o hareketi yapan kişi bu durumun ortaya çıkmasından ve resmi makamlar tarafından yargılanma ve ceza alma ihtimalinden korkmaktadır. Bu sebeple de şantaj suçunun faili bu korkuyu kullanarak istediklerini yaptırmaya çalışır.

Şantaj suçunda mağdur kişi ya failin istediğini yapmak ya da bir zarar alması durumunda olduğu için özgür değildir. Baskı ve tehdit altındadır. Fail bir kimseyi herhangi bi şeye zorunlu kılmaktadır. O kişiye bir şey yaptırmakta veya yaptırmamakta veya failin kendisine veya başkasına hukuka aykırı olarak haksız kazanç veya herhangi bir menfaat temin etmeye çalışmasıdır. Bu durumda mağdur ya başına gelecek zarara,kötülüğe razı olacaktır ya da istediği menfaati ona sağlayacaktır. Mağdurda özgür irade yoktur.

Fail eylemi uygularken yapacağı kötülüklerden mağdura söz etmekte, tersine hukuken hakkı olan, yetkisi dahilinde mağduru yapacağından veya yapmayacağından bahsederek zorlamaktadır. Örneğin şantaj suçunun faili bir kişiyi hırsızlık yaparken görmüştür. Bunu da normalde ihbar etme yükümlülüğü vardır. Ancak fail bunun yerine şantaj suçunun mağduruna “bana şunları verirsen, yahut yaparsan seni polise ihbar etmem” demektedir.

Hakkında yolsuzluk ile anılan siyasi bir kişiye, menfaat elde etmek için yolsuzlukları haber yapmama karşılığı bir iş yaptırılması gibi.

Mağdurdan istenilen eylem fiilen hukuka uygun da olabilir. Bir iş insanı hakkında ticari ünvanı’na zarar verecek haber yapılması karşılığında, iş insanından bir yardım kurumuna bağış yapmasını istemekte olduğu gibi.

Şantaj suçunun unsurları nelerdir?

Kişinin manevi özgürlüğü suçun koruduğu hukuki menfaatidir. Çoğu zaman kamu idaresine işlenen bir suç da olabilir. Bahsi geçen suç birçok hukuki menfaati ihlal eden suçlardandır.

Mağdur kişi gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de  olabilir. Yalnız bu tüzel kişinin mağdur olabilmesi için failin uyguladığı eyleme tüzel kişinin temsilcisi muhatap olarak istemi yerine getiren temsilci tüzel kişinin adına hareket etmelidir.

Suçun oluşumunda failin istediği menfaati elde etmesi şart değildir, failin mağduru zorlaması anı yeterlidir.

Suç unsuru manevi kasıttır kastetmesi yeterlidir. Fail mağdur kişiyi hakkı olan bir şeyi yapacağına veya bahisle kanuna uymayan veya yükümlü olmadığı her hangi bir şeyi yaptırmaya veya yapmamaya ya da haksız kazanç elde etmesine bilerek kasıtlı ve isteyerek zorlamalıdır.

 

Ankara Boşanma Avukatı Tülin Babaoğlan Yılmaz Ankara Boşanma Davalarına, Ankara Ceza Davalarına Bakan Avukatlardandır. Seçiminiz Doğrultusunda Avukat arayışındaysanız Ankara Ceza Avukatı Tülin Babaoğlan ile çalışabilirsiniz. Soru ve Önerileriniz için Online Chat’den yazabilirsiniz.

 

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDE YOKSUN KILMA SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel halinin cezası bir ile beş yıl arası hapis cezasıdır. Nitelikli halinin cezası ise iki yıldan yedi yıla kadardır. Suçun ve konunun önemine binaen Ankara avukatlarından ve Ankara ceza avukatlarından olan;

Av. Tülin Yılmaz bu yazısında sizler için önemli Yargıtay kararlarından bir tanesini derledi.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yargıtay kararı

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yargıtay kararı

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2011/850 E. 2011/2670 K. sayılı kararında şu hükümlere yer verilmiştir:

Beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından sanık N…… S……’in yapılan yargılanması sonunda; cinsel istismar eyleminin nitelikli cinsel istismara teşebbüs vasfında kabulüyle her iki suçtan mahkümiyetine dair, Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 08.06.2010 gün ve 2010/36 Esas, 2010/147 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi O Yer C.Savcısı, katılan vekili ve sanık müdafii taraflarından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak

Sanığın cinsel istismar eyleminin nitelikli mi, basit mi olduğu hususu hükümde açıkça belirtilmeden ve nitelikli cinsel istismara teşebbüs kastını ortaya koyan söz ve davranışlarının nelerden ibaret olduğu da kararda gerekçeleriyle birlikte gösterilmeden yazılı şekilde 103/2 ve 35. maddeler ile hüküm tesisi,

Cinsel istismar eylemi neticesinde 5237 sayılı TCK.nun 103/6. maddesi anlamında mağdurenin ruh sağlığının bozulup bozulmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan rapor alınıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalından alınan rapora dayanılarak hüküm kurulması,

Oluş ve dosya kapsamına nazaran, sanığın mağdureyi bakkala götüreceğim diye kolundan tutarak olay mahalline getirmek suretiyle TCK.nun 109/2. maddesinde belirtildiği şekilde hileyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği nazara alınmadan 109/1. maddesi ile uygulama yapılarak eksik ceza tayini,

Kanuna aykırı, O Yer C.Savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Anılan karar bu doğrultuda olmakla birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuyla alakalı detaylı bilgiler için Ankara ceza avukatı, Sincan ceza avukatlarından, Etimesgut ceza avukatlarından birisi olan Ankara avukatı Av. Tülin Yılmaz ın diğer yazılarına da göz gezdirebilirsiniz.

HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun temel halinin cezası bir ile üç yıl arası hapis cezasıdır. Nitelikli halinin cezasında bir kat arttırılır.

Suçun ve konunun önemine binaen Ankara avukatlarından ve Ankara ceza avukatlarından olan Av. Tülin Yılmaz bu yazısında sizler için önemli Yargıtay kararlarından bir tanesini derledi.

T.C
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2014/1714
KARAR NO: 2014/18859
KARAR TARİHİ:29.09.2014

>HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL İLE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ ARASINDAKİ FARK– BEKARLIKTA ARKADAŞ TELEFON GÖRÜŞMELERİNİ KAYDEDİLİP, AYRI KİŞİLER İLE EVLENDİKTEN SONRA BU KAYITLARI EŞLERE GÖNDERİLMESİ HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİ SUÇUNU OLUŞTURUR. 

TCK 134,136,132 

haberleşmenin gizliliğini ihlal suçuna ilişkin yargıtay kararları

haberleşmenin gizliliğini ihlal suçuna ilişkin yargıtay kararları

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz incelemesine gelince;

Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6352 sayılı Kanunun 81. maddesiyle değişik TCK ın 134/1. maddesinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olup cezanın seçenek olarak düzenlenmemesi karşısında, uygulamada bu yönden isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bu konudaki eleştiriye iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın, eksik inceleme ve araştırmaya ilişkin temyiz itirazlarının reddine,

ancak; 1- Sanığın, yaklaşık 5 yıldır gönül ilişkisi yaşadığı katılan Selvi ile yaptığı özel bir telefon konuşmasını kaydederek, rıza olmaksızın katılan Selvin eşi katılan Murataya göndermek suretiyle ifşa ettiği olayda; sanığın, tarafı olduğu haberleşmenin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın açıklaması nedeniyle, eylemin

TCK ın 132/3. maddesine uyan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek olayda uygulama yeri bulunmayan aynı Kanunun 134/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması,Kanuna aykırı olup,

Sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUKun 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca, hükmün ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 29.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Anılan karar bu doğrultuda olmakla birlikte haberleşmenin gizliliğini ihlal suçuyla alakalı detaylı bilgiler için Ankara ceza avukatlarından birisi olan Ankara avukatı Av. Tülin Yılmaz ın diğer yazılarına da göz gezdirebilirsiniz.

 

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA SUÇLARI

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçları ; Türk Ceza Kanunu’nun 109. Maddesi kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu düzenlemiştir. Anılan maddeye göre; Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

“Görüldüğü üzere bu suçun cezası hapis cezasıdır. Temel halinde ayrıca para cezası öngörülmemiştir. “

Kişiyi Hürrüyetinden Yoksun Kılma

Kişiyi Hürrüyetinden Yoksun Kılma

Bu suçun maddi unsuru kişiyi hürriyetinden mahrum bırakmaktır. Bu mahrumiyet maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Ancak kişinin maddi hürriyeti ile manevi hürriyeti arasında ciddi farklar vardır. Bu hususun alanında uzman Avukat aracılığıyla tespit edilmesi şarttır. Suçun cezasının ağırlığı da düşünüldüğünde bu tarz dosyalarda tarafınızca belirleyeceğiniz en iyi ceza avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz. Ulaşımınızın kolaylığı ve olası bir tutuklanma durumunda hemen erişebilmeniz adına Ankara’da ceza avukatları arıyor iseniz  Tülin Babaoğlan ile çalışmanızı öneririz.

Hürriyeti yoksun kılma suçu müspet bir hareketle işlenebileceği gibi menfi hareketlerle de işlenebilir. Bir kişiyi odaya kapatarak kilitlemek müspat fiille işlenebilen bir suç iken, daha önceden odada kapalı kalmış bir kişinin dışarı çıkmasını engellemek suretiyle de menfi hareketle işlenen suç haline gelir.

Kişi hürriyetinden tamamen mahrum edilebileceği gibi kısmen de mahrum bırakılabilir. Mesela kaçma imkânı ortadan kaldırılan mağdur kısmen mahrum bırakılmış sayılır. Ceza Genel Kurulu’nu bu anlamda önemli kararları da bulunmaktadır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma esnasında yaralama da meydana gelmiş ve bu durum nitelikli halleri oluşturmuyorsa kişi ayrıca yaralamadan dolayı yargılanmayacaktır. Ancak olayda neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama mevcut ise bu durumda sanık yahut şüpheli o suçtan da yargılanacaktır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun en önemli unsurlarından birisi de bu yoksunluğun bir süre devam etmesi zorunluluğudur. Yargıtay ceza daireleri kişiyi iki saat dahi zorla yanlarında tutulması durumunu bu suç kapsamında kabul etmektedir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun nitelikli halleri de Türk Ceza Kanunu’nun 109/2. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir;

Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Bu suçun;

  • Silahla,
  • Birden fazla kişi tarafından birlikte,
  • Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
  • Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
  • Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
  • Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

Görüldüğü üzere ağırlatıcı sebeplerin cezaları çok daha ağırdır. Bu suçlarda mutlaka alanında uzman ve kendinize göre belirleyeceğiniz en iyi ceza avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz. Zira cezanın ağırlığı itibari ile seçimlik cezalara da çevrilmeme olasılığının oluşu geri dönüşü imkânsız zararlara yol açabilecektir.

Cezaların türleri ile ilgili (Ankara’daki avukatlardan birisi olan Av. Tülin Yılmaz’ın diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.)

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılmaz Suçlarından Etkin Pişmanlık konusunu Ankara ceza avukatlarından birisi olan Av. Tülin Yılmaz sizler için anlatıyor:

Kanunun bu suçtan dolayı pişman olmayı mükâfatlandırmıştır. Fail mağdurun şahsına herhangi bir zarar vermeden yoksun bıraktığı kişiyi, hakkında soruşturma başlamadan serbest bırakırsa cezasında indirim olacaktır. Üstelik bu indirim toplam cezanın üçte ikisine kadar olacaktır.

Bu indirimin olabilmesi için ilk şart mağdurun bedeni ve manevi bütünlüğünde en ufak bir zararın gelmemiş olmasıdır. Bu durumda hafif de olsa bir zararın geldiğinin ispatlanması halinde fail etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacaktır.

İkinci şart ise mağdur soruşturma başlamadan güvenli bir yere teslim edilmiş ve serbest bırakılmış olması gerekir. Örneğin mağdurun aile bireyleri şikâyet te bulunmuş ve sonrasında fail mağduru serbest bırakmış ise etkin pişmanlık hükümlerinden yine yararlanamayacaktır.

CEZA DAVALARINDA TUTUKLAMA KARARI

Ceza Davalarında Tutuklama Kararı Türk Ceza Kanunu’nun 101. Maddesinde düzenlenmektedir. Bu hususa ayrıntılı değinmeden önce tutuklamanın sadece bir koruma tedbiri olarak verildiği ve suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin bulunması halinde verildiğini söylemek gerekir. Bu sebeple tutuklama kararı verilsin ya da verilmesin ceza dosyaları her şeyden önce kişinin hürriyetini etkileyen davalar olduğu için ciddi olarak savunmaların yapılması gerekli dosyalardır. Özellikle hapis cezasının öngörüldüğü suçlar da dahil olmak üzere bu dosyalar için mutlaka alanında uzman ve Ankara da iseniz Avukat Tülin Babaoğlan ‘a danışarak yardım alabilirsiniz.

 

Ceza Davalarında Tutuklama Kararı

Ceza Davalarında Tutuklama Kararı

Ceza Davalarında Tutuklama Kararını Kim Verir?

Tutuklama kararlarını sadece hakim ve mahkeme verebilir. Bunun dışında Cumhuriyet savcılarının tutuklama kararı verebilme yetkisi bulunmamaktadır. Soruşturma evresinde cumhuriyet savcısının talebi üzerine Sulh Ceza Mahkemesi hakimi tarafından tutuklama kararı verilebilir. Yine aynı şekilde suça sürüklenen çocuklar hakkında da tutuklama kararını Sulh Ceza Mahkemesi hakimleri verecektir. Bu evrede Cumhuriyet savcısı tutuklama yerine adli kontrol istemişse hakim artık tutuklama kararı veremeyecektir. Ya adli kontrole karar verecek ya da adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verecektir. Bu aşamada dahi bulunduğunuz il gibi Ankara da iseniz Ankara’da ceza avukatları ile çalışmanızı tavsiye ederiz. Zira bir anlık kararla verilecek tutuklama kararları kişilerin uzun sürelerini hapiste geçirmelerine, evlerinden, işlerinden ailelerinden ayrı kalmalarına yol açacaktır.

Ceza Davalarında Tutuklama Kararı Verilebilmesi İçin Hangi Şartlar Gereklidir?

Tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin, tutuklama nedenlerinin varlığının, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunun delillerle ve somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerekir. Kararın içeriği şüpheli ve sanığa sözlü olarak bildirilir. Ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir bu husus kararda belirtilir.

Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhal serbest bırakılır. Tutuklama istenildiğind, şüpheli veya sanık ya kendisi bir müdafii  seçmeli ya da barodan kendisine müdafi tayini istenmelidir.

 

Bu makalemizde çok sorulardan biri olan Beraat kararı hangi hallerde verilir sorusuna değineceğiz. Cmk 223/2 beraat kararı nedir ,  hangi hallerde cmk 223/2 beraat kararı verilir inceleyeceğiz.

Cmk 223/2 Beraat Kararı Hangi Hallerde Verilir ?

CMK 223/2. Maddesinde beraat kararının;

  1. Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması

  2. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,

  3. Yüklenen suç açısından failin kast ve taksinin bulunmaması,

  4. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,

  5. Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması

Hallerinde verileceği hükme bağlanmıştır. Bu halleri detaylı bir şekilde inceleyecek olursak:

  1. Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması

Yapılan yargılama sonucu sanığın üzerine atılı veya gerçekleştirdiği eylemin, TCK veya ceza hükmü taşıyan özel yasalarda, cezasının ağırlaştırılmış müebbet, müebbet hapis, hapis veya adli para cezası olarak öngörülmek sureti ile suç haline getirilmiş bir eylem niteliğinde değil ise, CMK nın 223/2 bendi uyarınca sanığın beraatine karar verilir. Yine sanığın üzerine atılı suçun yasal öğelerinin oluşmaması halinde de sanığın beraatine karar verilir. Sanık hakkında kamu davası açıldığı anda suç olup da, daha sonradan kanunun değişmesi vs sebeple bu eylem suç olmaktan çıkarılırsa bu bent uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir.

İlginizi çekebilir :

  1. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,

Yapılan yargılama sonucunda suç olan bir eylemin gerçekleştiği ancak bu eylemi sanığın yapmadığı yahut başka kimse veya kişilerin gerçekleştirdiği, sanığın bu eylemi gerçekleştirmesinin imkansız olduğu hallerde de bu madde hükmünce beraat kararı verilmesi gerekir.

Örneğin cinsel istismarla yargılanan bir kişi, suç tarihi olan olay da şehir dışında yahut ülke dışında ise o kişinin o suçu işlemesinin imkansız olduğundan bahisle bu madde uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir.

  1. Yüklenen suç açısından failin kast ve taksinin bulunmaması,

Yapılan yargılama sonunda sanığın eylemini kasıtlı gerçekleştirmediği ve bu suçun taksirle işlenen halinin de cezalandırılmadığında beraat kararı verilir. Bununla birlikte suçun taksirle işlenmesinin de cezalandırıldığı ancak sanığın olayda taksir düzeyinde dahi kusurunun olmadığı kesinleştiğinde de beraat kararı verilmesi gerekir.

  1. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,

Bu durumda sanık suçu işlemiştir. Üzerine atılı bu eylemi gerçekleştirdiği hususunda bir tereddüt yoktur ancak TCK’nun 24 vd. maddelerinde düzenlenen bir hukuka uygunluk hali vardır. Bu durumda da suçun hukuka aykırılık unsuru ortadan kalkacağından sanığa beraat kararı verilecektir. TCK’da düzenlenen ve bu madde kapsamında uygulanacak hukuka uygunluk sebepleri şunlardır.

  • Görevin ifası

  • Meşru müdafaa

  • Hakkın kullanılması

  • İlgilinin rızası

  1. Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması

Burada anlatılmak istenen şudur, burada suçun bir şekilde işlendiği belirlenmiştir ancak bunu sanığın işlediği kesinleşememiştir. Bu durumlarda önceki kanun döneminde delil yetersizliğinden beraat kararı verilirken artık bu hususta beraat kararının gerekçesi yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması olacaktır.

Ceza davaları ile ilgili diğer yazılarımıza Blog sayfamızda ulaşabilirsiniz.

Ceza Davalarında Tanıklık ; Müvekkillerimiz ve danışanlarımız tarafından sıklıkla karşılaştığımız endişelerden birisi tanıkların mahkemede ceza alıp, almayacağı hususudur. Tanık yapan kişiler sırf bu endişeden dolayı isimlerinin herhangi adli olguda geçmesinden oldukça korkmaktadırlar. Mahkemede tanık ceza alır mı ,  sadece tanık beyanı ile ceza verilir mi , Mahkemede tanık olmak istemiyorum , Tanık ifadelerinin çelişkili olması, Tanık mahkemeye gitmezse ne olur ,  Mahkemede tanık olmak sicile işler mi , Tanık kaç defa dinlenir , Tanık olduğum davayı nasıl öğrenirim gibi sorular tarafımıza çok sayıda iletilmektedir. Bu endişelerin doğrusunu yazımızda detaylıca açıklayacağız.

Ceza Davalarında Tanıklık

Ceza Davalarında Tanıklık

Tanık Mahkemeye Gitmek Zorunda mıdır ?

Öncelikle tanıklar mahkemeye çağrı kâğıdı ile çağrılır. Çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçları bildirilir. Tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir. Karar yazısında bu yoldan getirilmenin nedenleri gösterilir ve bunlara çağrı kâğıdı ile gelen tanıklar hakkındaki işlem uygulanır. Bu çağrı telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, çağrı kâğıdına bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz. Mahkeme, duruşmanın devamı sırasında hemen dinlenilmesi gerekli görülen tanıkların belirteceği gün ve saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı olarak emredebilir.  Madde hükümleri, kişinin ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi halinde uygulanabilir.

Usulüne uygun olarak çağrılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıklar zorla getirilir ve gelmemelerinin sebep olduğu giderler takdir edilerek, kamu alacaklarının tahsili usulüne göre ödettirilir. Zorla getirilen tanık evvelce gelmemesini haklı gösterecek sebepleri sonradan bildirirse aleyhine hükmedilen giderler kaldırılır.

Kimler Tanık Olabilir ?

Kural olarak herkes tanık olarak dinlenebilir. Tanıklık bir kamu görevidir, bu nedenle tanıklıkta yaşın, cinsiyetin, eğitimin bir önemi yoktur. Mesela hakimler dahi tanık olabilir. Tanıklık öyle bir kurumdur ki tanıklık hakimlikten önce gelir. Aynı şekilde dosyanın avukatları da tanık olarak dinlenebilir

Usulüne uygun olarak çağrılıp da gelmeyen tanıklar hakkında zorla getirme kararı uygulanır. Ayrıca gelmemelerinin sebep olduğu giderler belirlenerek kamu alacaklarının tahsili usulüne göre kendisinden tahsil edilir. Tanıkların duruşmaya gelmezsem ceza alır mıyım sorusunun cevabı budur. Bir tanık zorla getirilme işleminde dahi orantılılık ilkesine dikkat edilerek işleme tabi tutulur. Zorla getirme ile amaçlanan yapılan çağrıya rağmen gelmeyen tanığın beyanının tespit edilmesidir. Yoksa tanığın çağrıya uymadığından bahisle salt cezalandırılması amacı güdülemez.

Tanık Kaç Defa Dinlenir ?

Her tanık, ayrı ayrı ve sonraki tanıklar yanında bulunmaksızın dinlenir. Tanıklar, kovuşturma evresine kadar ancak gecikmesinde sakınca bulunan veya kimliğin belirlenmesine ilişkin hâllerde birbirleri ile ve şüpheli ile yüzleştirilebilirler. Tanıkların dinlenmesi sırasındaki görüntü veya sesler kayda alınabilir. Ancak; Mağdur çocukların, Duruşmaya getirilmesi mümkün olmayan ve tanıklığı maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu olan kişilerin tanıklığında bu kayıt zorunludur.

Tanıklar, tanıklıktan önce ayrı ayrı yemin ederler. Gerektiğinde veya bir kimsenin tanık sıfatıyla dinlenilmesinin uygun olup olmadığında tereddüt varsa yemin, tanıklığından sonraya bırakılabilir. Tanığa verilecek yemin, tanıklıktan önce “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.” ve 54 üncü Maddeye göre tanıklıktan sonra verilmesi hâlinde “Bildiğimi dosdoğru söylediğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.” biçiminde olur. Yemin edilirken herkes ayağa kalkar.

Tanıklıktan çekilme hallerini ayrı bir yazımızda inceleyeceğiz.

Ankara Boşanma Avukatı ve Ceza Avukatı olarak danışmak istediğiniz sorularınız olur ise sitemizde online chat bölümünden bizlere ulaşabilirsiniz.